8 Mayıs 2008 Perşembe

paradoks dilsizleri


avrupanin kucaginda genel olarak dunya sorunlarini goz ardi edebildigim bu yerde sanemin tepki dolu yazilarini biras olsun dengelemek icin bisiyler yazmam gerektigi kaygisiyla karaliyorum bu yaziyi
cumartesi aksamlari rainbow house adindaki bara gidiyorum bi kadeh bisiy uicmek yada farkli yuzmer gormek icin her hafta farkli temaları olan ucuz bi escinsel bar olmanin aksine tercih edilen bi barda diil. gene gerceklige cok ca bulasmis aktivist kaygilarla acilmis bi bar, gecen hafta cumatrtesi gunu gittigimde zor acılan kapısdan ıcerı gırdım ve - acık mısınız dıye sordum sorumu tekrarlattı - pardon? tekrar sordum ve acık oldugunu gorup ıcerı gırdım barmen e bı kadeh kırmızı sarap alabılırmıyım dıye sordum
-pardon
-bı kadeh kırmızı sarap alabılırmıyım?? diye yıneledım
-sarap, kırmızı mı beyaz mı?
-kırmızı
-kırmızı
-evet kırmızı bu ıletısım sorunun dan sora onume gelen kırmızı sarapla etrfı ıncelemeye basladım kımse konusmuyodu ınsanlar sesler cıkarıp gulusuyolardı dıkkatlı baktıımda sagar ve dılsız olduklarını anladım o sirada sessizligi dinledim nasi bi el isareti konusurken yaratigin vurgu yada armoninin yerini tutabilirdi kahkahalarini duyabiliyordum musik bile yoktu toplanan bi kac kisi her zamanki escinsel konularinin icindelerdi gecen gece yattigi adamdan bahsediyo olmaliydi beni otekilestirmelerine izin vermistim dilsiz olan konusamiyan bendim bi acima mi yoksa sadece merakmi beni o kadar saat tuttu orda beni zaten escinsel oldklari icin oteki olanlar bi de dilsiz olmalari sorununumu yasiyolardi buna sorun diyorum cunku duruma dar bi aciyla baktigimi biliyorum oysa onlar icin bu sorun diildi hayata benden daha entegre olduklari kesin di ve o kadar sessiz insan o bulusmayi cok onceden tasarlamislardi ve ben dim orda uyumlarini bozan bi onceki gece sessiz filmlerin tanricasi gloria swanson in filmini seretmistim sunset boulevard izliyenler bilicektir orda norma desmond adindaki eski film yildizi 100 % sesli film sektorune olan lanetini kucuk bi cizgiyle gecmisti bu tesadufun bana bisiler yaptiini farkettim sırf ttoplumla ıletısım kuramadıgım otekı oldugum o ortamda bunu dogrulatmak ıcın bı kadeh daha kırmızı sarp ıstedım sadece konusabılmeme yada işite bılmeme ragmen onlardan daha sagar ve daha dılsız oldugumun metaforuydu bu belkıde bunu dogrular gıbı kırmızı sarabı gostererek ıstedım

ve sanemın su an ıcınde bulundugunu tahmın ettıgım bu realist tutumunu desteklıyorum sagar yada dılsız olmayı reddedıstır bu yazdıgım yazı bunca zamandır karsısında durdugum gorünün degiştigi ve bu blogun ana felsefesı olan bilginin anlık olusunu dogruluyorum ve kendımı elestırıyorum

5 yorum:

Zarpandit dedi ki...

orda fazla olan senmişsin belki haklısındır. cogu zaman hıssettıgım seylerı hıssetmişsin muhtemelen.
uzak, ne olup bittiğini anlayamayan küçük cocuklar gibi.. yani ben öyle hissediyorum ve baharın, vizenin hemen arkasına dayanan finallerin, hastaolmanın, sevgilinin gtmesi tehlikesinin filan hep üstüste binmek suretiyle çakıştığı şu dönemde herşeyden feci kopuk bi haldeyim, bu beni daha realist yapıyo. aslında soyutlama yeteneğin ne kadar düşük o kaadar realizme yakınsın gibi bir sonuç çıkardım şu an ne kadar doğru soyledim bilemiyorum, aman cok da umrumda sanki. hah! kimler neler diyo aptal saptal. evet realistler aptaldır. cunku ben akıllı değilim! filan :))
ozancım senı sevıyorum ozledım bıtsın artık hersey yaz gelsın, bulutlarımızn ustune cıkalım, bıf!

augustusozan dedi ki...

butu sorunlarimin realismin beni de pencesine almasinin aksine herseyi kenara itiyo yaz gelsin bulutlara ciklaim ynei hikayeler le yeni varolus sebepmeriyle sarhoscasina sanat olalim

cenkkayhan dedi ki...

Yalnızlık temel sorun aslında. İletişimsizlik birazda bundan kaynaklanıyor. Zaten barda ne kadar iletişimede ihtiyaç duyar ki insan. Sorunların çözümü için kafanı dağıtmak için gideceğin yer keşke bir insan olsaydı bir mekan değilde. Belkide bu seni daha da rahatlatırdı. Ne zaman uzaktan insanları izlemeye başlasam örneğin bir kalabalık caddeki insanların koşuşturmacasını. Hep neden koşturuyorlar derim kendi kendime ne bu telaş. Sonra kendi içime yönelirim. Peki ben neden koşturuyorum sonra anlam veremem bir türlü bulamam sonrada zaten geri dönerim ne için yaptığımı bilmediğim işlerime...Keşke biraz daha akıllı olsaydım belki bulurdum bu sorunun cevabını.

augustusozan dedi ki...

bana gore her ınsan bı portredır okunmayı beklıyo yuzundekı yara sectıgı kıyafet ben ınsanlar yerıne mekanları tercıh ederım daha mutlu eder kalabalıga karısmak sorakı yazımda da solıycegım gıbı bence gunluk bı pornodur ınsanlar tutkuyla opusen bı cıft ı gordugunde onlarabakmak ve orda kendını hayal etmek kısını gunluk pornosudr bu durumu sevıyorum ben ıslek bı sokaga butun gun boyunca bakabılırım ben

cenkkayhan dedi ki...

Bilmiyorum açıkcası bende bir sokağa bakabilirim ama insanları daha çok tercih ederim. Bu bana bir arkadaşımı anımsattı. O da kitap hayranı insanları kitaba tercih eder örneğin. Ben ise kitapları o kitapları yazan insanlara tercih ederim. Çünkü insanlar bana daha çok şey öğretiyorlar. Yaşam tecrübesi her şeyden üstün oluyor bence. Çünkü insanlar çok fazla değişmiyor. Davranışları anlamlandırmak için daha çok insana ihtiyacım var açıkcası. Belki de bilim terbiyesine sahip olduğum için bu kadar gözlemlemeyi ve bunlardan kısa çıkarımlar yapmayı seviyorum. Ve başka şeylerdense direkt kaynağından ulaşmayı seviyorum. Kendimi hiç öpüşen birinin yerine koymadım açıkcası. Ama öpmeyi düşündüğüm insan çok oldu. Sanırım hayal kurmayı daha çok seviyorum ben. Sonuçta her şeyi sen yaratıyorsun bu çok eğlenceli bir şey. Taklit etmiyorsun ya da olağan bir şeyin içinde yer almıyorsun aksine sen yaratıyorsun.