2 Aralık 2008 Salı

ayakta isiyen kadin

erkek ve kadini kavram olarak siniflandirmamis biri olarak  benim adim a siniflandiranlarin ulkesinde yasadigimi  hatirlatan gunler icindeyim  su ara brukselden dondukten sora hizli bi sekilde turkiyenin gundemine  adapte olmaya calisirken  askerlik sorunumu halletmem gerektigi aklima geldi zaten askere gitmiycegim escinselligimi beyan edip rapor almayi dusundugum icin bu surece basladim brukselde gorusmeye basladigim ve is imkani olarak ongordugum bi kac yer istanbulda oldugu icin istanbulda askerlik subesine bas vurdum surecle ilgili korkularim uzun suredir mevcut oldugu icin bu zamana kadar bi cok deneyim okumustum  bununla birlikte bi kac kisinin  yatak iliskinisini  fotoğraflamak zorunda kaldigini da biliyodum  
askerlik kafamda emirlerin surekli  oldugu  hic kimsenin yanaginda  kil bitmedigi bi yer olarak mevcut olan askeriye, zaten silah tutan insanlara olan korkum la onyargilarim askerlik subesine gitmeden once nasi bi on hazirlia girmeli ve kafalarinda ki escinseli cizmem gerektigini gösteriyordu. yirmi yasimin sonlarina dogru geldigi su zamanlarda bile sakal trasi babasi tarafindan ogretilmedigi gibi kendi de buna ozenip yapmamis biriydim fazla kadinsi hatlarim oldugu icin hayatimin  buyuk bi kismini kiz ozan sifatiyla geciren ben bu sefer bu artiyi kullanicaktim ve hayatimda ilk kez  sakallarimi tras ettim bembeyaz suratim ortaya cikti ilginc olan topmumun erkek olma  adimini  kismen feminen olmak adina yapmistim abartili gorunmek istemiyodum ama kafalarinda ki escinseli de yaratmak adina  makyaj yapmaliydim
once goz kalemini denedim gercekten  egret durmadi  allik ve parlatici yi abarti buldum  bu yusden sadece goz kalemiyle gittim genel olarak killarimi aldigim icin killarimi da aldim ve askerlik subesine gittim. ermirler esliginde cep telefonum alindi cantam arandi. bi komutandan daha komutan olan askerlik subesinde calisan  memur kadinlar bana bi form verdiler formu doldurup  memurlardan birine verdim ve bana buraya neden geldiini yaz dedi. askere mi gitmek istiyosun hayir dedim ben hastaneye sevkimi istiyorum  gene de askere gitmek istiyorum mu yazmaliyim evet zaten biz seni istemesen de hastaneye sevk ederis belli bi sorun var dedi ve ben kismen de olsa ilk darbeyi yedim. beni ilk muaynem icin orda bulunan doktora sevk ettiler o doktor beni hastaneye sevk edicek olandi iceri girer girmes ooo escinseliz galiba  gibi bi replikle karsilastim - (ic ses) siz de mi ?  doktor - hayir bazi metroseksuel arkadaslar oluyor escinsel diyince aliniyorlar ondan sordum (ve guler)  hastaneye sevkimi alabilirmiyim
gonderildigim psikiatr beni psikolog sifatli birine sevk etti 
psikolog- sorununuz nedir?-escinselim-ne zamandan beri-on yasimdan beri bole oldugumu biliyorum-vucudunuzla barisikmisiniz sizi rahatsiz eden bi yer var mi-evet popomda ki killar sadece orasini alamiyorum-killarinizi kendiniz mi aliyorsunus-evet-alirken ne kullaniyorsunuz-epilator-agda kullanin daha saglikli fakat biraz acitir fuhus yaptiniz mi ?-fuhus derken şık bi yemek karsiliginda biriyle birlikte oldum sayet buna  fuhus derseniz yoksa hayatimi bundan kazanmiyorum-hayir toplumun anladigi fuhus yanlis anlamayin bu sorulari sormak zorundayim  isim geregi size saygi duyuyorum- ozel bi soru sorabiirmiyim -tabi- isiniz geregi mi saygi duymak zorundasiniz(uzun suren sinir bozucu bi sessizlik halinden sora)-hayir ben kisilik olarak da size saygi duyuyorum bu kadar dusunmemin sebebi de bu soruyu hic kendime sormamis olmamdir ama gunluk hayatta aktif olarak karsilassam ne olur bilemiyorum bunun cevabini veremiyorum
 su an bi iliskiniz var mi - yok - iliskilerinis var mi - evet tek gecelik iliskilerim  cok fazla  gorusutugm insan var  duzenli olarak- hic kadin ic camasiri giydiniz mi -  benim camasirlarim renkli dir siz buna kadin ic camasiri diyebilirsiniz ama camasirim olmadiginda kiz kardesimin camasirlarini da giydigim olmustur - simdi size bi test vericem 500 kusur soruluk bunu cevaplamaniz bi saatinizi alir testi cozup bana getirin , disari cikip 566 onermeli  ve bu onermelere dogru yada yanlis diye cevap verdigim testi yaptim test ayni onermelerin form degistirerek  tekrarlanmasindan olusuyodu allah beni i gorev icin dunyaya getirdi hirsizlik yapmayi dusunebilirim birinin beni takip ettigine eminim  masturbasyon yaparken karsi cinsi dusunuyorm  gibi  onermelerden olusuyodu testin sonucunu goturdum  bu arada ailemin durumu bildigini  kaos gl dergisinde cikan roportajimi da  bu psikologa delil olarak sundum hastaneden ciktigim da taksime gittim butun insanlar bana bakiyodu  bi kahve aldim  ardindan bi salata yedim ve  butun garsonlar  tuvalette sira bekledigim adam bile beni kadin olarak gordu ve yanlis yerdesinis burasi erkekler tuvaleti dedi  yada tabaginizi alabilirmiim hanimefendi  ?! yani buna sevinmeli miyim bilmiyorum toplumun yada benim hoslandigim insan grubunun disinda bi yerlerde olarak  kendi basim abisiyler yapmaya calisiyorum ve basardigimi sandigim seyin aslinda beni olmak istediklerim yada sahip olmaya calistiklaridan uzaklastirdigini hissediyorum

bu sureci bu kadar uzun  ve sikintili yazmamin sebebi sadece bu donemi unutmak istememdendir aslinda kimsenin benim yasadigim bu sureci bilmesi gibi bi arzu tasimiyorum yada sirf bunun   tuhaf olmasindan diildir eskisi kadar sorgulama yogunlugu yada kafalarin gundemine oturan yazilar umarim yoldadirlar 

27 Kasım 2008 Perşembe

zamanında tüm -izm'lerden kurtulmayı ogrendik, -izmler mantıklı insanlar için.

efendim, bu cumlenın konuyla ne baglantısı var demeyin, southparktan duymusken yazayım istedim..- izmler ruhumuzda :)
onu bırakın da, son zamanlarda tekrar fotoğraflara bakmaya başladım, malum deviantart :)
muhteşem vücutlar, kılsız adamlar, kadınlar.. kalkık gögüsler, selülitsiz, çatlaksız muhteşem yaratıklar, irice penisler, kaslı vücutlar bık bıkbık...

öyle miyiz arkadaşım? neyrden buluyosunuz bu modelleri? insan neden kendını ucube hıssediyor?
yapılamaz mı? bak ne guzel yapmış adam, "normal" bi kadını almış, güzel bi fotoğraf cekmiş, manidar, başarılı bir iş.
bunun gibi cok var.
aslın sorun şu, biz buna bakarken kendımızı kotu mu hıssedıyoruz?
yani eğer birşeyler yapılıyorsa bunun bır sebebı vardır degıl mı? klasık 0 beden tartışmasına girmeyeceğim luzumsuz bir şekilde, bahsettiğim sey arz-talep meselesının de biraz ötesinde.
o zaman;
o kadar şişman, o kadar tüketici, o kadar vahşi bir topluluk oldu ki insan , o kadar çirkiniz ki karşımızda çirkin görmek istemiyoruz?
o kadar alıştık güzel şeyler görmeye, kendimiz "yaratma"ya, tanrı gibi hissetmeye, ne kadar "inançlı" olsak da, yaratmadan duramıyoruz?
olabilir mi?

görüntüye ben de önem veriyorum o başka:) ben de çirkinim, o da başka, ben de yaratıcıyım.
butun bunlar bir kenara, zayıf kadınların saglıksız atfedıldıgı bır zamanda, sarkık goguslerın şahane kabul edildiği bir toplulukta, şişmanlamak ,goguslerını sarkıtmaya calısmak neyse, zayıflamak, şimdi o şahane kıyafetlerı gıyıp şahane fotograflar cektırıp "gossipgirl" olmak da aynı sey degıl mı? küreselleşmeye girmeyeceğim :)

nerden geldım ben buraya? demek ıstedıgım bu degıldı.

  • bunların temelınde yatan sey meraklandırıyor benı.. nerden bu degişim? 

şimdi tekrar başladıgımız şişman kadın ıyıdır modelıne dönüyoruz bak, demedi demeyin, 50 yıl sonra balıketlı hatun arayacak gözünüz :))


not: yazının niteliğiyle ilgili bağışlanma bekliyorum.. kimseden de özür dilemiyorum ulan! -çelişki?   O_o

26 Kasım 2008 Çarşamba

Biz Yokken

biz yokken cok sey oldu tabii, uzun bi müddet hem cake'ciğimizin beni rahatsız eden tasarımı, hem benim okuldu vizeydi zamazingolarım, hem ozanın sıkıntılı vırkzırkları gibi daha bi sürü şeyden pek bi iş beceremedik.
ama ben tasarımla azcık ugrastım, ozan'ın işleri sakinledi ve vizeler bitti :))


neler oldu?
efendim şöyle ki;
zavallı blogumuz beyazladı :)
zavallı blogumuzun artık bir favikonu var :))
ozan döndü
sanem hiç bi yere gidemedi
işler yolunda :))

bu demek oluyor ki bu boktan yazıyla döndük :)
yarın ya da daha yakın(hmm yarından da yakın?) bi zamanda yine daha güzel konularla geliyoruz ulan!

9 Ekim 2008 Perşembe

2

arkadasımın ilham defterını karıstırırken bulup yuruttugum ve bunun sucluluguyla bu ahlaksızlıgımı da beşlırtme ıhtıyacı hıssedıyorum....
1993 yılında ıkı ucuk katılın sırf ne olucagını gormek ıcın mı kendılerıne gore kreatıf bı el ısı dersı odevımı yaptıklarını bılemıyorum dunyaca bılınene gore ıngılterede bırı on bırı onbır yasındakı Jon Venables ve Robert Thompson adlı çocukların ıkı yasındakı james bulger ı once olduresıye dovup sora da uzerını boyayıp tren raylarının ustune atması ustune 8 er yıl ıslah evınde kalmaları ıslah evınden cıktıktan sora ıse ıngılız mahkemesı cocukların ısımlerının ve gecmıslerının tamamen sılınerek yenı bı hayata baslamalrı kararını aldı herkesın cınayet ıslıyebılıcegını dusunursek neden boyadıkları bunu bı oyun olarak gormelerı yada gercekten olabılıceklerı ongorememelerı mevcut durumda yer alabılır mı ?? ıslah evınde gecırdıklerı bu kadar uzun bı sureden sora ne sekılde topluma adapte olucakları tatısılırken ne kadar toplum yararına kı bu sozden hoslanmam olduklarıda dusundurucu su sıstem ıcınde hayatın onlar ıcın sans getırmedıgını sadece ufak bı yanlıslıgın butun hayat karsılıgında odendıgını ve olası bı ofkeyı ıclerınde tasıdıkları mumkun olabılır ? bu ucu acık soruların yanı sıra makemenın pedogojık bı onlem olarak aldıgı bu kımlık degıstırme kararı basta oldurulen cocugun annesı tarafından sıddetle karsılandı annesıne gore bu onlar ıcın verılmıs bı oduldu yanı ısımlerı bu utanclarıyla bırlıkte kalmalıydı ve butun hayatları boyunca ustlerıne kaşe basılmıs gıbı dolasmalıydılar bu ıkı cocugun yaptıgını sadik bulanların oldurulen cocugun tavrına da aynı tepkıyı vermemelerı ılgınc olabılır tarafımca fazla yanlı olarak durumu algılamak ıstedım tek bı noktadan suursuz bı fıkırle cıktıgım bu yazı blogu bos bırakmama sorumluluguyla yazılmıstır ılgılılere duyurulur..............???

26 Eylül 2008 Cuma

lemon tree

ayın eylul olması sanırım avrupa ınsanını depresıf yapan mutsuzluk herkesın suratında hayatını calısmaya adamıs avrupa ınsanı ıı bı seks hayatı da olduunda ıdeal dunya ıcın gereklı normlardadır kavırdıkları yasıyamadıkları planlanmıs hayatlar aylara bolunmus cok genıs bı kapsamlı bı konusma sırasında kendımce konuya acıklık getırdıgım yada getırdıgıı sandıgım noktalarda yada genelden farklı bı fıkırle ıletısıme gectıgımde orta asyalı bı gorus olduu saplantısıyla benı sıfatlandırıp kenara atabılıyolar yanı aslında kolu olmıyan bırıne duyulan ve gosterılmesı gereken yapay bı ozverı gıbı sureklı kolunun olmadıgı hatırlatılır gıbı vızyonumun orta asya lı oldugu hatırlatılıyo ve sanırım benım kotu nıyetlı algımdan olucak anlayısları benım dusuncemın onemsenmemesı seklınde bana donuyo
dedııım gıbı aylardan eyluldeyız sınemalarda komedı fılmlerının en cok gosterıldıgı mevsımdeyıs sacma sapan durumlara farklı esprı anlayıslarıyla gulen ınsanlar onların benım ustume yapıstırdıgı asyalı etıketını kabul eder gıbı nadıren komedı den anlıyabıldıgımı dusunduruyorum sanırım sadece gulmeye ıhtıyac duydugumda bunu daha farklı yollardan yapıyorum en azından aracı kullanmıyorum belkıde bu yusden bana gercekten komık gelen bıseyı okudugumda bıle gulmuyorum orta asyalı olmak anlasılmaya calısılmak - keseli sıçanın cıftlesme mevsımı dıye baslar gıbı orta asyalı begenılerını ıncelemek onlar ıcın denılene gore mutsuz olmayı kendımıze oneren toplummusuz bunu dusunduum de en temelden arap temalı can yakan muzıklerın turkulerın agıtların yogunlugu geldı aklıma evet butun vucudumda sadece bu yogunlugu yasamak ıcın dınledıgım mılyonlarca orta dogu sanatcısı var kafamın ıcınde bununla bırlıkte bı avrupalı (kı avrupalı olarak nıtelendırmekten kacmak ısterdım ama baska bı sıfatım yok) bana hıc sonu mutlu bıten ve gercekten sevdıgın bı fılm var mı dıye sordu ve ben sevdıgım hıc bı fılmın sonunun mutlu bıtmedıgını farkettım bu kendı psıkolojıme bınayen mı yoksa bana yapıstırılan orta asya vısyonu sıfatını dogrulamak ıcın kendı fıkrım mı bılmıorum ama sevdıgım hıc bı fılmın sonu mutlu bıtmıyo ve hayatı planlanmıs olmaktansa mutsuz olmayı bunu mutsuz olmanın tadını hıssetmeyı tercıh ederım ve bır fılmden alıntı yaparak lemon tree "sadece amerikan filmleri mutlu sonla biter" sozlerıme son verıyorum manalı yada manasız bu orta asyalı ınsanın gozlerının subfektıf gorduklerı anca bu kadar....

8 Eylül 2008 Pazartesi

Pornoma Dokunma!

Bir gun ozanla fotoğraf cekiyoruz efendim üzerinize afiyet, ozan göbekli o zamanlar, dedi ki, zeus olayım ben, hamile gibi olayım, olaya farklı bişi katalım filan.
Eyvallah dedim, ben de fotoğraf çekiyorum ama, öyle böyle bir amatör-izm değil yani. ışıklar patlar, renkler bi garip, ışık fotograf bozuldukça vur kendını sıyah beyaza :)
tabii şimdi öyle film filan yok, dijital teknoloji de gelmiş filan, rezilliğin doruklarındayız , işe başlayalı 2 ay filan olmuş, ozan canla başla çalışıyor..
biz bu fotoğrafı deviantarta koyduk, koymamızla yorumların yağdır mevlam şeklinde boşalması bir oldu. Bir ablamız vardı saygıdeğer, ah bi gelse şimdi kafasını kaldırımlarda parçalasam, kurbağalı bişi di adı, kurbaga gıbı bısıdı zaten.. Tutturdu yok efendim bu pornodur, yok bu şöyledir böyledir bilmem nedir.

birincisi, porno - erotizm den farklıdır. o fotoğraf en fazla erotik olabilirdi ki hamile bir adam görüntüsü o kadar kötü bir teknikle çekilmiş fotoğrafta kime nasıl ne kadar erotik gelebilirdi?
herneyse efndim biz o fotografla hem kadını hem erkeği, hem cocugu aşağılamışız, dünya düzeninin afedersiniz içine sıçmışız falan falan.

ikincisi, o fotoğraf pornografik de olabilirdi zira deviantart- şimdiki devleriyle o kadar açık görüşlü olmasa da- nü fotoğraflar konusunda çok anlayışlı ve paylaşımcıdır, bu durumda porno seven kişiye porno sevmeyen kişi ne yapabilir?
bu biraz daha ben cıkolatalı dondurma severim, çilekiyi tedavülden kaldıralım arzusu değil midir?

ben çok porno-sever değilim. porno severim, o ayrı. herkesin de sevdiğini düşünürüm, ortada absurd bi durum yok zira, seks normaldir.vücudun oyuncak olarak kullanılması da. moda da öyle değğil mi? cocuk-severlerin en azından cocuk kıyafetli ablalarla ilgilenmesini temenni ederim.

bu dileklerimle şahane bir blog keşfediyorum..
benım gıbı dusunmesıne sevınıyorum. feminizmin doruklarına ulaşmaya gerek yok.. kadın suistimali, adam suistimali..
şurası doğrudur, bir dansöz memelerini gösterip dans etmiyorsa o suistimaldir.
bunun yanında sucuk reklamında doğranıp kızartılan sucuklar da suistimaldir.
zaten herşey sömürü değil midir?

bir de şurası var işin,
o sucuklar da porno değil mi?
yanyana dizilmiş ağzınızı sulandıran, içinizi hırpalayan, karnınızı guruldatan şekerlemeler, donutlar, kekler, pastalar, kızartılmış kfc tavukları.. bunların hepsi porno.

daha söylenecek cok sey var, bu işin soyolojik, pskolojik, antropolojik, sosyalist-ik açılımları var,bunları burda yapmayacagım ama bir gün tez konusu yapabilirm :))

dolayısıyla lütfen pornomuza bulaşmayın efendim..

konuyla ilgili geniş geniş ilhamımı görmek için, http://pornomadokunma.blogspot.com/

afiyet olsun...

bir adet eleştriye yanıt veresim var, yazıları yarım yarım bıraktıgımın farkındayım evet, fakat burada makale yazmıyoruz ki biz. Blog burası :) yarım bıraktıgımı tamamlayın diye de yarım o yazılar :)

3 Eylül 2008 Çarşamba

Kork kOrk KoRK!!

korkuyorum.
Mezun olacak gibiyim bu yıl. Aslında normali bu olur. Yani 4 yılda mezun olmalıydım, 5 yıla uzadı okul fakat fazla alınan kredıler dolayısıyla mezuniyet görünüyor bu yıl gibi. eğer bırakılarsa beni :)
Bu bi vahşet! Hiç hazır değilim ki, okulu yeni sevmeye başlamıştım.
Girilecek tonla sınav var. Hele de yüksek lisans düşünüyorsanız, hele de türkiyede iseniz..
Toefl- her şekilde.http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5211396702677739245
Ales- yüksek lisans için başka şans yok.
Ylys- yüksek lisansınızı yurtdışında yapma hevesinde iseniz.
Kpss- türkiyede yüksek lisans yapacaksanız beş parasız kalmamak için.

Şimdiden bastı heycanlar üstüme.
Bir de ayrı bir heyecan vardı son zamanlarda, bölüm değiştirmek gibi, bölüm içinde.. Dağ tepe gezdik kısmen o yüzden. Çok vahşi. Ama vazgectim galiba yani 1 sene kalmışken şimdi boku bokuna gümbürtüye gitmeyelim diye :)

Beyin göçü beyin göçü dersiniz işte. Ahanda beyin göçü..
Girmem gereken en az 3 sınav var. Bu ne? okul bitti diye.. Okula girerkenkileri saymıyorum bile, oks, öss vırk zırk.

Bir de çalışmak var, okuldan çıkar çıkmaz iş bulmak, bu da potansiyel tabii.. Daha 22 yaşında herşeyin göbeğine düşmek, cebelleşmek, muhteşem zamanları ofiste tıkılı, üretimsiz geçirmek.

Bir de derler ya beyin göçü. Neden var ki. Ahan da bundan.. Avrupa da saygı goren, ülkemde o ne lan, boşa ugraşma evladım,, nolcan ordan çıkınca diye ciddiyetle sorulan bir meslegım var. Bilimle uğraşıyorum. Moda değil, bankacılık değil finans değil, avukatlık değil, doktorculuk değil.

Anneyle gidilen mekanda akraba yaşlı teyze..

-Üniversite mi evladım?
Evet teyze.
-Hangi okul çocuğum?
Ankara.
-Aaa ne güzel tü tü tü.. Bölüm?
Zıbıkıbı..
-Aaa o ney ki?
Zıbdıbısı bıkbıkı
-Vah vaah Nolacayn sen şimdi?
Bilimadamı?!
-Ahh evladıımmm... Össye gireceğn mi yine ?
Yok teyze memnunum ben seviyorum çok bölümü.
-Ah annesiii sen bakacayn buna ömrü billah, vah yiievruumm?!!!!
Graahhhhhhhhhhhhhh!!!!!!!!!!!!

İngiltere'den bi arkadaş var sırada;

.. ee peki bölüm ne?
Zıbıkıbyy..
Oww.. e uzmanlık?
Hebele Zıbkıbıykk..
şahane! Akıllı kadın ha?
ehe ehe yok canım.. abartmayalım.. ehueh
Aaa hem da akılllı kadın, bilim kadını.. çok şeker...
ehe evet ben de bayıldım sana an itibariyle :))


Velhasıl kelam.. Her üniversite öğrencisi- mezunu- bilim adamı adayının kafasının içi.. Avrupa! Amerika!
Ben ingiltere dusunuyorum, başka bir dile adaptasyon uzun surer dıyorum.. Ama olsa olur yani o da ayrı :))
Amerika da olur.. Yetkililere duyurulur :)
Herkes de dıyokı sanem zıbdıbısı gelse de okulumuza bi huzura ersek haha :))

26 Ağustos 2008 Salı

güvercinin kanadı

yılmaz erdoğan, hürriyet gazetesine demiş bunu; güvercinin kanadına bir mektup yazdım.. evet bir mektup yazmış, adına mektup koymuş, sevgisini , kardeşliğini, halkınınkini, halkımınkini, diğerlerininkileri de koymuş içine. ölüm demiş, mayın demiş, asker demş, kürt demiş.

milliyetçilik garip şey kardeşim. içten bişi, içerden gelen, doğal, aslında o kadar da yapay ki.. hele de ınsanlıgın tek soydan oldugunu dusunen ınsanlardan cıkmıyor mu bu fıkirler, hayretler ıcınde bırakıyor beni.

iki taraf da insanlık diyor, her taraf insanlık dıyor.. canını acıtıyor insanın, ne desen bilemiyorusun. onların da ölüyor çocukları, o kadar basit bişi uğruna ki hepsi. o içgüdüsel maymun kavgaları. burası benim çöplüğüm davası. insan insandan bu kadar rahat ve cabucak vazgecebılıyor, küçücük çocuklardan, ölmeyi bekleyen yaşlı kadınlardan, adamlardan. kediden köpekten vazgecemıyoruz yeri geldıgınde, ama pardon, en iyi kürt ölü kürttür değil mi. bi de şu versiyonu var işin, en iyi türk ölü türktür.

ne farkı var? ne farkınız var? ne için? hepimiz birdik, sonra bi kısmımız bı kısmımıza vermedı elındekılerı, onlar da haklarını aradılar, artık gerı donusu yok. ne yapmak lazım? kelle hesabı yapmaktan baska bısıler yapmalı. ne yapmalı? vatanı milleti bu kez nasıl kurtaracağız bakalım? türk milletini, türk vatandaşı anlamına gelen turk mılletını, mustafa kemalın mılletım dedıgı mılletı, hepimizi, türkü, kürdü, çeçeni, romeni, hepimizi, hepinizi.

anlıyorum, anlamazdan geliyorum. anlamsız gelıyor anladıklarım. ama tabi, siz karar verin.

bir mail aldım bugun, bunun üzerina yazıyorum, içimde tutamıyorum, tutmuyorum. Dışardan bakmayacağım bu sefer. nefretini mailimle saçan sayın Doç.Dr.Faris KARAHAN tavsiye veriyor erdogana, kürt milliyetcisiyim de kurtul, delikanlı ol!
Bakın bakalım, hangi milliyetçilik var elimizde?
----------
Bu bir mektup. Kuş, güvercin kanadına yazıldı.Kimin vicdanına konarsa o okusun diye.Ölüm üzerine...
Mayın üzerine...
Kürt meselesi... Türk meselesi üzerine.
Güzel kelimeler... Ve çirkin kelimeler üzerine.
Ölüme doğru yapılan bu korkusuz koşudan korkuyorum. Mayınlarla parçalanan kardeş cesetleri odamda, yanıbaşımda duruyorlar.
Yazdığım her kelimeye daha bir dikkatle bakıyorlar.
Onlar dün parçalandılar.
Yazıklar olsun diye başlıyor aklıma gelen her cümle şimdi.
Yazıklar oluyor zira, insanın biriktirdiği en güzel şeylere.
Yazıklar oluyor, bir çocuğun Kürtçe, Türkçe veya her ne hal ve her ne dilde ise gülümsemesine...

HER SİLAH ÖLDÜRÜR AMA MAYINDAN KAHPESİ YOKTUR
Sevgiliye hediye almaya, pazar alışverişine çıkmaya, bir bebek sahibi olmaya, sigarayı bırakmaya, piknik yapmaya, bir insanı her şeyden çok sevmeye.... Yazıklar oluyor...
Yazıklar oluyor hayatın bizzat kendisine.
Yapmayın!
Mayınlar döşemeyin geleceğinizin güzergáhına.
Bu kalleşin ne zaman patlayacağı belli olmaz.
Bazen yıllar sonra, bir küçük kız çocuğu çiçek toplarken denk gelir, bazen yirmi yaşındayken ve daha önce hiç görmediğin bir yerde, daha önce hiç tanımadığın insanların arasında hem anayasal hem siyasal hem mukaddes bir yolculuk sırasında....
İnsanoğlu her melaneti icat etti; ama mayından kahpesi yoktur.
Her silah öldürebilir, her zaman öldürme potansiyeli taşır; ama mayın MUTLAKA ÖLDÜRÜR.
Mayın ıskalamaz! O birini mutlaka öldürür!
Uğursuz bir pusuya yatar ve patlayana kadar, bir can üstüne basana kadar bekler.
İnsanın icat ettiği EN ÇİRKİN şey silahtır.
Ve silahların EN ÇİRKİNİ MAYINDIR!

Sebebini unuttum kavganın ve umurumda da değil siyasi tartışmalar. Bir tek şey için dua ediyorum her gece, her gündüz: Kimse genç ölmesin dağlarımızda.

EN GÜZEL KELİME ’BARIŞ’ ARTIK SOYTARI KELİME
Silahlar susmadan sebebi konuşmaya imkán da yok lüzum da.
Aklın sesi, akılsızlık susmadıkça duyulmuyor.
Ve o zaman akla sadece DURUN demek geliyor.
Hemen şimdi DURUN!
Hiçbir haber geçmiyor ajanslar artık, ölümsüz.
İçinde acı olmayan gecemiz yok..
Ne oldu diyorum yine, kim hangi korkunun, hangi uğursuz hesabın peşinde diye...
Barış artık soytarı bir kelime...
Her ağızda var; ama hiçbir yerde yok.
Nerede bu barış?
O, insanın icat ettiği EN GÜZEL kelime.
Ama kelimelerle ne isterseniz onu yaparsınız.
Barış dersiniz; ama savaş manasınadır. Hatta bütün savaşlar barış için yapılır. Ve herkes adil bir barış için savaşır. Ve akıl der ki, aslında savaşmıyorsanız barışmaya başlamışsınız demektir.
Bir barış için yapılması gereken ilk ve belki de tek şey savaşmamaktır.
Silahlar patlamaya başlamışsa orada insanın bulduğu güzel kelimeler orayı terk eder.
SEVDADAN GAYRISINA AĞIDIMIZ OLMASIN

Kelimeler de ölür bazen... Ve kelime cesetleriyle yaşanmaya başlar hayat.
O kelimelerin, o cesetlerin... Nece olduğu, yani bu ölülerin ölürken son nefeslerinde hangi dilde konuştukları artık akılsızlığın gölgesinde soğuyan HAYATIN, YAŞAMANIN ta kendisidir.
Ölen yirmisindedir.
Artık, ardından söylenen ağıtlar kalır.
Ve Anadolu’da ağıt sıkıntısı yoktur.
Kürtçe’de de, Türkçe’de de binlerce ağıt vardır.
Hatta aynı ağıtın hem Kürtçe’si hem Türkçe’si vardır.
Yürek yakmak iyi bir işse, ikisi de eşit derecede yürek yakmaktadır.
Ama yüreğimizde artık dağlanacak yer kalmamıştır.
Sevdadan gayrısına ağıdımız olmasın artık.
Şimdi hepinizin huzurunda yalvarmak istiyorum.
Gördüm anladım, yapacak hiçbir şey kalmadıysa yalvarıyorum işte.
Kendimi küçük düşürmek istiyorum.
Taviz vermek istiyorum.
Kimin elinde bu kanı durduracak bir güç varsa, ister şeytana tapsın ister puta, ister bir tek Allah’a...
DİZLERİMİN ÜSTÜNE ÇÖKTÜM YALVARIYORUM

Kimin dudaklarının ucundaysa bunca gencecik hayat, ben ona yalvarmak istiyorum.
Ne olur? Bu işi durdur.
Ben siyaset miyasetten bahsetmiyorum. Dizlerimin üstüne çöktüm, "Bu genç ölümleri durdur" diyorum.
Kimse ateş etmesin kimseye.
Hiçbir gerekçeyle.
Hatta kendini savunmak için bile...
Çünkü savunmaya başlayana kadar masumsun ve masum güzel bir kelime, masum kal...
Kim hangi mayının yerini biliyorsa yalvarırım söylesin.
Bir káğıda yazsın, bir şişeye koysun, suya salsın söylesin.
Kim hangi mayının yerini biliyorsa, kimin gücü yetiyorsa olası ölümlere engel olmaya, ona yalvarıyorum işte.
İster şeytana tapsın ister puta, ister oralı olsun ister bizim buralı. Gücü yetiyorsa eğer durdursun bu işi.
Ben, bir yurttaş, bir insan olarak kendimi küçük düşürüyorum.
İşte açık açık yalvarıyorum, durdursun durdurmaya gücü yeten.
Süresiz ve sonsuza kadar.
Yalvarıyorum.
Dizlerimin üstüne de çöktüm ve ağlıyorum işte.

YAZGI BİRİNİ KIŞLAYA BİRİNİ DAĞLARA GÖTÜRMÜŞ
Sonra sabahlara kadar tartışalım.
Ama şimdi durdur. Yalvarırım.
Gençler, çocuklar ölüyor, hepsi kardeş, hepsinde aynı muska, aynı yazgı, aynı televizyon, aynı futbol, aynı hayat...
Hepsinin gerisinde dualara bürünmüş paramparça bir sevdalı.
Hepsi genç, hepsi güzel... Hepsi Türk, Hepsi Kürt... Gençler... Yazgının biri kışlaya, diğeri dağlara götürmüş...
Kürtçe’de "cehel" derler.
Kulağa cahil gibi gelir; ama "henüz bilmez" manasındadır, henüz yolun başında manasında...
Yalvarırım ne olacak...
Benden ne eksiltecekse bu yakarış eksiltsin, maksat hayat çoğalsın bu dünya cennetinde.
Bir yangında hep güzel kelimeler yanarken, çirkinleri hayatta kalır...
Kınamak, sövmek, hangi haklı gerekçeyle olursa olsun yangına körükle gitmek.
Ben kimseyi kınamıyorum, ben kimseye sövmüyorum, ben bu işin tamamını SEVMİYORUM.
Kurtulalım istiyorum bu vebadan.
Kimseyi haklı bulmuyorum, kimseyi haksız bulmuyorum.
Küstüm.

’MIRIN’ DENİR KÜRTÇE’DE ’ÖLÜM’DÜR TÜRKÇE’DE
Konuşmuyorum bu konuyu...
Silahlar susana kadar "SİLAHLAR SUSSUN"dan başka konu konuşmak istemiyorum... İstemiyoruz.
Ölmenin, öldürmenin hiçbir türünü, çeşidini sevmiyorum.
Ben genç bir hayat kurtulsun istiyorum her tür kavgadan.
Hatta kavgayı öven şiirlerden bile uzak dursun istiyorum.
Her çocuk çirkin kelimelerden uzakta yaşasın istiyorum.
Eğer o kelime çirkinse, çirkinin hizmetindeyse, Kürtçe söylemişin, Türkçe söylemişin çıfayda...
Hiçbir dil çirkin bir kelimeyi güzelleştiremez.
Ölüm her dilde çirkin bir kelimedir.
"Mırın" denir Kürtçe’de.
Anadolu’da konuşulan bütün dillerde karşılığı vardır.
Bunların içinde resmi olan "ölüm"dür. Türkçe’dir.
Ve ölüm kelimesi, resmi ya da gayri resmi her dilde eşit derecede çirkindir.
"Yaşam"a gelince....
Kelimelerin en şahanelerinden.
İçi açık açık ve kelimenin her manasıyla "hayat" doludur...
Ve hayat, varlığından emin olduğumuz tek şeydir...
DİL, BİR OLUŞLAR ZİNCİRİNİN SONUCUDUR
Kürtçe’de "jiyan" denir.
Yaşam, her dildeki en güzel kelimedir.
Belki bir tek rakibi vardır, o da "aşk"tır elbette.
Aşk...
Kürtçe’de "evin" denir.
Bu kelimelerin içinde resmi olan "aşk"tır; ama aşk kelimesi her dilde eşit derecede güzeldir.
Anadolu’da en az iki kişinin birbiriyle konuşup anlaştığı bir dil varsa ben onu bile öğrenmek istiyorum.
Sadece iki kişi bir dil icat etsin, ben çok merak ederim onu.
Çünkü bu iş öyle kolay değildir.
Dil yani lenguiç, çok geniş ve karmaşık bir sesler organizasyonudur.
Ve bir dilin oluşması, hiç kimsenin tasarlamasına imkán bulunmayan ve yüzyıllar boyu süren bir olaylar, oluşlar zincirinin sonucudur.
Bazı insanlar başka seslerle, bazıları başka seslerle anlaşırlar...
O sesler onların bünyelerinden, yani hayatlarının, kuşaklar boyu yaşamışlıklarının içinden süzülerek akar.
Sonuç her zaman mükemmeldir.
Çünkü bir dilin yapımında milyon, milyar insanın katkısı vardır ve bu katkı o insanlar yaşadıkça devam eder.

’ACI’NIN YANINA ’ŞİFA’ ’İNTİKAM’A ’BAĞIŞLAMA’
İşte bu yüzden bütün diller, insanoğlunun en büyük, en mucizevi eserleridirler.
Ve dil akışkan bir şey, düpedüz bir nehirdir.
Bünyesine uyan her su içine akar.
Her dilde başka dilden göçmen kelimeler vardır.
Onlar o dilin yurttaşı olurlar sonra.
Buna bazısı yozlaşma der; ama "yozlaşma" zaten çirkin bir kelimedir.
Güzel dil ya da çirkin dil diye bir şey yoktur.
Hepsi şaşılası bir kolektif çabanın ürünü, birer insan harikasıdır.
Güzel kelimeler vardır, çirkin kelimeler vardır.
Ve bunlar bütün dillere eşit sayıda yayılmıştır.
Her çirkin kelimenin yanına bir tane iyisini eş edeceğiz.
"Acı"nın yanına "şifa", "zor"un yanına "çaba", "intikam"ın yanına "bağışlama"....
"Ölüm"ün yanına "hayat"!
Sivil olan, sivil hakların geliştirilmesini isteyen bir yurttaş, silaha hiçbir zaman elini sürmemelidir.
Haklılığını sivilliğinden alan kişi sivillikten vazgeçerse haklı olmaktan da vazgeçer...

RESMİ OLANI TÜRKÇE’DİR AMA HEPSİ ÖZGÜRDÜR
Artık sivil de değildir haklı da.
Bir dilde manası çirkin olan, yani çirkin bir şeye isim veya duruma sıfat olan kelime sayısı artmışsa işte o zaman o dil, evet "yozlaşıyor" demektir.
Dil yani lenguiç, iyi kullanılmazsa tehlikeli olur.
Çünkü dil, her türlü kullanıma müsait mükemmel bir ses organizasyonudur.
İnsanları başkalaştırır.
Ama "başka"dan korkmaya gerek yoktur.
"Başka" güzel bir kelimedir.
Çünkü aslında aynı dili konuşan, konuşmayan herkes "BAŞKA"dır.
Ve başka, başkalık güzeldir.
Başkasının başkalığıyla birleşiriz ve bu birleşme bazen AŞK diye patlar.
Ve aşk nerede olursa olsun kendisi dışındaki her şeyi önemsizleştirir.
Biz kendi bahçemizdeki dillerin hepsini bilek, öğrenek, bir de üstüne İngilizce, Fransızca filan çakıp dünyanın karşısına çıkak.
Diyek ki bizim bahçede insanoğlunun şu kadar senede imal ve muhafaza ettiği diller, hazineler var!
Süryanice var, Keldanice var, daha araştırsak bulacaklarımız var...
Bunların içinde resmi olanı Türkçe’dir.
Ama hepsi Türkçe kadar özgürdür diyelim.

KÜRTÇE’Yİ CENDEREDEN TÜRKÇE KURTARACAKTIR
(Hem belki diğer dişlerini de yaptırmasına yardım edebiliriz şu tek dişli, tek taşlı medeniyetin.... "BİZ"i düzeltirsek herkesi düzeltiriz.)
Hepimizin eşit derecede duyacağı bir gururla dünyaya diyelim ki:
Bizzat Türkçe’nin kendisi diğer dillerimizin güvencesidir.
Çünkü onları özgürleştiren şeyler Türkçe yazılacaktır.
Türkçe bizim ortak dilimizdir ve ortak kimliğimizi oluşturur.
Ve Türkçe, güzel kelimeleriyle her şeyi iyileştirebilir.
Kürtçe’yi bu cendereden çıkarabilir.
Alır bu Mezopotamyalı kardeşini, önce yaralarını iyileştirir.
Onu özgürleştirir...
Kürtçe’yi, korku salan, öfke çağrıştıran bir meselenin parçası olmaktan, bu hiç hak etmediği yankısından Türkçe kurtaracaktır.
Çünkü DİL güncel bir mesele değildir.
Güncel bir kavganın konusu olması, hiç hak etmediğimiz bir trajedidir.
Ve kavga da (ki Kürtçe şer denir), trajedi de (ki ona Kürtçe’de de trajedi denir) çirkin kelimelerdir.
Elbette bütün kelimelerle ilgili kullandığım "güzel" ve "çirkin" kelimeleri tırnak içindedir.
Bazı tırnak kalın, bazısı incedir; ama hepsi tırnak içindedir.
Çünkü asıl güzel olması gereken, kelimelere yön veren mekanizmadır ve bildiğim kadarıyla ona da akıl denir.
TAKATİMİN SONUNDAYIM ELİMDE SADE KELİMELER
Akıl dilin patronudur ve hiçbir zaman ve hiçbir koşulda yetkilerini akılsızlığa, öfkeye devretmemelidir.
Bu bir mektup.
Kanamalı bir güvercinin kanadına yazıldı.
Hangi yüreğe konarsa o okusun ve bu ölümcül gidişi durdurmak için yapabileceği bir şey varsa hemen şimdi yapsın diye yazıldı.
Ölüm üzerine...
Mayın üzerine yazıldı.
Kürtçe meselesi, Türkçe meselesi üzerine bir yakarış bu.
Ben... Yani kalemden başka silah, vicdanından başka pusula tanımayan, bilmeyen ben...
Ne elimde dünyayı kurtaracak bir bilgi var, ne düşleri aydınlatacak bir lamba...
Elimde sade kelimeler...
Dizlerimin üstüne çöktüm, ağlıyorum.
Takatimin sonundayım ve durun diyebiliyorum sadece.
Yalvarırım... Durun!
Durdurun!

25 Ağustos 2008 Pazartesi

kavramın mahkumu

asık olma ustune yazıcagım konu ne kadar yerınde olur bılemıyorum ama sıddetle dusundugum gundemımı paylasmadan edemıyceım ; ınsanların bır bırlerını begenme yada cınsel arzularının ne denlı neye baglı oldukları uzun zamandır kendı cınsel kımlıgımı bulmam dan bu yana kafamı kurcalamıstır kavramlarla sınırlı tutugumuz begenı sınfları gıbı kadın erkek homoseksuel yada heteroseksuel olma hallerının ne ya baglı oldugu yada kavram sınırlarını hıc goremedım bu benım sınıflandıramadıgım yada sınıflandırmak ıstemedıgım bı durum mu yoksa zaten bu durum belırsız mı bılemıyorum yolda gordugum ve cınsel olarak arzuladıgım kısının cınsel kımlıgı neye baglı bı sekılde degısır bunu goremıyorum
evet sıfat olarak erkeklerden hoslanan bırıyım ama bunun la bırlıkte arzuladıgım kısının vajınası olması halınde bu kavram tamamen degısır mı escınsel olma kavramı yada genel olarak kavramların bızı hapsettıgı bı hapısaneyı olusturur mu ?? kadın cekıcılıgının baglı bulundugu ogeler gogus dudak yada poposu mudur kadının erkek ıcın se kasları kılları yada cenesı mıdır ?? bu baglamda cınsel yonelım konusunda guncel olarak erkek yada kadını yada dıger kavramları tam anlamıyla belırlıyen bı sınırın arayısı ıcınde yazıyorum bır ıhtımal kafamdakı kalıpları kı yok ettıgımı dusunmuyorum hıc bırını yok etmeseydım daha basıt ve daha anlasılır mı olurdu penıs ı olanlar ve olmıyanlar olarak ayırsaydım dunyayı kendımı dıslamıs mı yoksa daha mı dahıl olurdum bu kadar "erkek" gıbı gorunen "kadınların" "kadın" gıbı gorunen "erkeklerın" oldugu dunyada bole bı dusunce sıstemı ne kadar guncel fazla soru sordugumun farkında olarak ıcımdekı bu durumu paylasmak tı maksadım belırsız dııl aksıne bı yelerde olan sabıt fıkrım leyım bu yazıda da
ortaya bı kılcık atıp rahatsız etmek dııl amacım bu blogta kullanılan bu kadar kavramın sınırları kaba taslak olarak herkesce kabul gormus oldugu ıcın kullanılanlrın aslında hangı sınırlar ıcınde elımı bagladıgını dusunuyorum elkıde cok perspektıflı olmaya calısan ego masturbasyonlarından bırı bu yazıda fakat asıl fıkrım henuz kafamdakı kvramların sınırını bulmus dıılım ve bu belırsızlık halı benım mutlu edıyo ıfadelerı dıgdıramadıgım kelımlerın olma halı... herkesın bu yazıya ozellıkle asık olmak eylemınden sora cok bulut ustu bı cevap verıcegını ongorerek cınsel arzu merkezlı tepkılerını beklıyorum...(daha arınık duygulardan )

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Plato-nik-izm :)

aşık olmak guzel bişidir değil mi? Bi de küçük kız cocukları vardır, ya da evde kalmış (!) kadınlar.. genç kızlar.. onlar hiç buyup genc kadına donusemezler.. bu ınsanlar bir film izler, bir şarkı dinler, bir dizi izler, tak! aşık olur. Ordaki esas oglana, ya da herhangi yakışıklı birine. aslında sunu anlıyorum galiba, bu ne kadar garipse, yolda yuyurken karşıdan gelen adama asık olmak da- tak! diye bi o kadar gariptir aslında. Rüyalarında görürsün, gözünü kapar düşünürsün, erkekler de yapıyor mu bunu merak edıyorum aslında. bi konuşsan hiç istemiyceksin aslında. veya hep kafandaki adama donusturmeye calışcaksın onu. belkı cok aptal, belki obsesif, cok pis, veya cok temiz. belki da manyağın teki. ama kafandaki oyle mi.. o şahane, mukemmel yaratık. yolda yuyurken asık oldugum adamla asla tanısmk ıstemem. cunku tanısmıslıgım var. takılmışlıgım var, o kadar garıp kı, onun dısında ama ona benzeyen herkesten hoşlanıyorum. hatta yakın zamanda tv dizisindeki bi adama aşık olmuşluğum da var. dun gece ruyamda bile gormuslugum var :) bu nasıl bişidir, beyin nasıl işler? hormonal durumla ne kadar alakalıdır? beyın gercek hayatında yapamadıgını kendisi uydurmak ıcın uygun adam mı arar? nedır bu nasıl bısıdır?
ben 22 yasındayım artık, bı dızı ızledım, adam cok guzel, o bahsettıgım cocuga da cok benzıyo, ya da ben benzetıyorum, o dızıyı 3 kere ızledım. bır sezon zaten. o sezon 3 kere ızlendı. bu tekrar mı benı boyle yaptı acaba? resmen adamın hayatımın bı parcası gıbı oldu. aleex aleex dıye dolaşıyorum, olmaz ki yahu. napıyorum ben dıyorum, ruyamda gorıyım dıye sureklı uyuyorum.
ama soyle bısı var, bakın.. en onemlısı fazla işsiz gucsuz olmamak lazım. bu kesın zıra aylardır evde oturmaktan ne yapsam bılemıyorum. galıba bır onemlısı daha da hep etrafta bırılerı bulunmalı :)
ama buna cok fena taktım bu aralar araştırıp, ulucam neden kaynaklıyo, yazıcam da buraya. burdakı erkekler bana ne kadar kıl olsalar da :)

9 Ağustos 2008 Cumartesi

fransiz le monde gazetesinde yayimlanan bu yaziyi paylasmak istedim hayli ilginc ve kismen objektif
Ucuncu Dunya Savasi, Turkiye'den cikabilir...Turkiye, son ve buyuk bir hesaplasmaya dogru gidiyor. Bu ulke korkuldugu gibi irka ya da dine dayali bir bolunme yasamadi.Daha korkunc ve daha temel bir bolunmeyle sakatlandi. Cumhuriyet boyunca suren 'kulturel bolunme' artikiyice keskinlesti. Simdi bir yanda, ayakkabilarini sokak kapisinin onunde cikaran, kadinlarinin basini orttugu,erkeklerinin sokaga pijamayla da cikabildigi, erkek cocuklarinin kahveye gittigi,kizlarinin tam bir baski altinda yasadigi, turkuyle arabesk arasi bir muzikten hoslanan,belki de hic kitap okumamis, hic dansetmemis, hic kari koca birlikte lokantaya gitmemis,hic tiyatro seyretmemis, evlerinde floresan lamba yakan, iyi egitim alamamis,dini inanclari kuvvetli kalabalik bir kitle var. Diger yanda ise kiz lisesiyle Robert Kolej yelpazesinde egitim gormus, bir dugun salonunda ya da kolej partisinde dansetmis, sinemaya giden,cok fazla olmasa da kitap okumus, muzik zevki pop sarkilarla klasik muzik arasinda dolasan,evi nispeten daha zevkli dosenmis, kizlarin flortune izin verilmese bile goz yumulan,Allah'a inanan ama ibadete pek aldirmayan, kadinlarinin basini ortmedigi, Sarabin kalitesinden pek anlamasa da kadin erkek bir arada gidilen bir gezmede icki de icmis, gazetelere bakan, magazin haberlerini izleyen, kendini birinci gruba kiyasla cok gelismis hisseden, entelektuel duzeyi cok yuksek olmasa da okumus yazmis,Bati standartlarina yakin bir grup var. Bu iki grubun yasam tarzi birbirinden kopuk. Onlari, Bati'daki siniflar arasinda ortak bir zevk yaratan kilise muzigi, dini resimler, Incil'in sinemalara bile yansimis hikayeleri gibi birlestirecek kulturel bir zemin yok. Hayatlari, zevkleri, inanislari birbirinden farkli. Hatta birbirine dusmanca. Birinci grup Cumhuriyet boyunca horlanmis, asagilanmis, itilip kakilmis. Simdi bu grup siyasal olarak orgutlendi. Kalabaliklar. Ve her secimi kazanacak siyasi bir gucleri var artik. Ikinci grup ise azinlikta. Ve artik bir daha secim kazanma ihtimalleri yok. Bu noktada da tarihi bir paradoks ortaya cikiyor. Daha Batili olan 'ikinci grup', Bati'nin siyasi degerlerini kabul ederse bir daha asla iktidari elegeciremeyecegini bildigi icin Bati'ya ve Bati'nindemokratik degerlerine dusman oluyor. Yasam tarzi olarak Bati'ya dusman olan kesim ise iktidari ancak Bati'nin kriterlerini kabul ederek elegecirebilecegini bildigi icin Bati'yla iliskilerigelistirmek ve demokrasiyi kabullenmek istiyor. Bu kulturel parcalanmada 'ordu' onemli bir role sahip. Eger, birinci grubu desteklerse ve Bati'nindemokrasisi burada kabul gorurse, ordu da iktidarinikaybedecek. Aslinda birinci grubun cocuklarindan olusan ordu, kendi iktidarini surdurebilmek icin, kendisine benzemeyen ikinci grupla isbirligi yapiyor. Biranlamda kendi koklerine ihanet ediyor. Bu iki grup siyasi iktidar icin son kez carpismakuzere hareketlenmis gozukuyorlar. Birinci grup ekonomik olarak da guclu artik, Anadolu'da uretim yapiyor, 'devletle' arasi iyiolmadigi icin malini dis dunyaya satiyor. Parakazaniyor. Siyasi orgutunu destekliyor. Ikinci grup parasal guc olarak da kuvvetli degil. Dis dunyayla is yapan, disardan borclanan buyuk burjuvazi, Turkiye'nin ancak demokrasiylenormallesebilecegine inanan entelektuel kesim,devletin yapisinin degismesi ve dunyayla butunlesmesigerektigini dusunen bir grup burokrat, birinci grubun destekcileri. Yargi, ordu, burokrasinin onemli bir kismi ikincigrubun arkasinda. Ikinci grup, siyasetle, demokrasiyle iktidari elindetutmasinin mumkun olmadigini kavradigindan simdisiyaset ve demokrasi disinda bir cozumun pesinde. Cumhurbaskani secimi kavganin keskinligini ve ikitarafin niyetlerini acikca ortaya koydu. Ordu destekli ikinci grup artik secim de istemiyor. Ve darbe soylentileri gittikce artiyor. Cuntalardan soz ediliyor. Peki, darbe olursa ne olur? Yasam tarzi Bati'ya daha yakin olan grup orduylabirlikte iktidara gelir ve Bati'nin desteginikaybeder. Avrupa buna kesinlikle karsi cikar. Amerika her zamanki pragmatizmiyle, Kuzey Irak ve Ortadogu politikalarini desteklemesi karsiligindadarbeyi kabullenebilir aslinda. Ama Amerika'nin onundede ciddi bir engel var. 'Demokrasi getirecegim' diyeIrak'i isgal eden bir ulke, dunyaya ve kendi kamuoyuna Turkiye'deki 'darbeyi' niye desteklediginiaciklayamaz. Ve Irak faciasindan sonra ikinci bir'zorlamayi' gerceklestirecek gucu yok. Istese deistemese de darbeye karsi cikacak. Silahini ve parasini Bati'dan alan bir ordu ve ulke, Bati'dan koptugunda ne yapacak? Sanirim uzun zamandir bunu dusunuyorlar ve korkarimbunun cevabini buldular. Turkiye'de darbe olursa, tarihte bugune kadar hic gerceklesmemis yeni bir olusumla karsilasacak dunya. Turkiye, olasi bir darbeden sonra, Rusya ve Iran'laortaklik kurmak isteyecek. Silahi, enerjiyi ve parayi bu iki ulkeden alacak. Rusya'yla Iran'in elindeki dogal gaz, petrol ve nukleer guc, Turkiye'yi bir sureligine de olsa ayakta tutmaya yeter. Ama Rusya, Turkiye, Iran bloku dunyanin butundengelerini degistirir. Ortadogu'nun kontrolunu tumuyle ele gecirir. Avrupa'yi kucuk kitasina hapseder. Kafkaslar'i, Afganistan'i, Pakistan'i kendi gucune katar. Musluman dunyayla yakin bir iliski kurar. Petrol kaynaklarina egemen olur. Cin'le isbirligi yapabilir. Bu gelisme, Avrupa, Amerika ve biraz da Japonya'danolusan 'Bati'nin dunyadaki etkinligini inanilmaz bir bicimde azaltir. Yeni blok asker, enerji ve para acisindan cokguclenir. Boylece, Turkiye'deki catlama dunyada buyuk bircatlamaya yol acar. Eger Ucuncu Dunya Savasi cikacaksa, sanirim, bucatlamadan cikar. 'Asla boyle bir sey olmaz' diyebilirsiniz. .. Niyeolmayacagina dair elinizde cok kuvvetli veriler varsa,soyleyin. Ama, ya olursa... Ki bana cok mumkun geliyor. O zaman ne yapacaksiniz? Bugun Turkiye'de kamplasan ve bolunen insanlarin da... Turkiye'yi Avrupa disina itmeye calisan, eski birimparatorluk olmanin bir yaniyla cok gorkemli, biryaniyla cok zayif mirasina sahip olan bir ulkeye kustahca davranan, isbirligi yerine 'basogretmenlik' yapmaya kalkan Avrupa'nin da... Turkiye politikasinda 'ikili' oynayip, kurnazlikettigini sanan Amerika'nin da... Bu senaryoyu bir dusunmesini isterim dogrusu. Turkiye'de yaklastigi gorulen kanli bir catismanin butun dunyayi yakmasi sandiginiz kadar uzak birihtimal degil. Hic unutmayin ki ilk dunya savasi tek bir tabancaninpatlamasiyla baslamisti.

humanistin irkcisi

sorgulama dahilinde asla ve kesinlikle kelimeleribende hep bi korku uyandirmistir bununla birlikte amerika asker gibi daha kafada beliren goruntulenebilen sozcuklerde ole tanistiim belcikali bi askerin uzun zamandir icimd e tuttugum duygularimi harekete gecirmesiyle yazinin cikis suresi basladi sanirim istanbul da dogdugumdan bahsederken istanbumun baskent i olup olmadiini sordu turkiyenin tabiki bunu bilmesi beklenemesdi herkesden konusma benim turk oldugum ve geldigim ulke ekseninde donerken bos buunup asker sozcugunun bende biras kotrku uyandirdiindan bahsettim bunun ustune duygusal bi korunma icgudusuyle olucak ki ; bana belcikaaskeri barisi korumak icin sizse savasmak icin varsiniz dedi ve ekledi bi bar in girisinde ki buyuk iri korumanin kimseyi dovdugunu gormemisizdir ama onun buyuk olmasindan korkulur iste belcika askerinin de yaptigi bu dedi bana benim bu konusmanin ardindan gelen repligimse ne kadar milliyetci oldu bilemiyorum ama mumkun oldugunca haymatlos bi cevap vermeye calistim ve turkiyenin baskentinin bile neresi oldugunu bimiyerek nasi bu kadr emin bi yargiya varaabildiginizi anlamadim dedim sanirim biras korumaci oldu solediin de en asindan turkiye ciin solediginde darbe istiyen bi toplum da yasadigimisi bilerek dogruluk payi olabilirdi fakat "barisi korumak" cumlesinde ki celiski den de soz edince hali hazirda yedigimiz yemek ortami gergin bi hal aldi bu gunu atlattiktan sora hayatimdaki insanlarin yogun israrlariyla serettigim iron man filmi de bu olayin ustune sanki haftamin temasi birileri tarafindan belirlenmis gibi benimle konustu sanki film,seyretmiyenler icin biras anlatiyim silah ureten buyuk bi amerikan sirketi nin sahibi basrol oyuncusu nun pouler ve onu tanitan arka arkaya kurgulanmis goruntuleriyle baslar film tony stark baris yanlisi vatansever amerikali seklinde ardindan onun isi icin etrafinda bulunan ve ona hayran askerlerden biri onun reslini cekmek isterken baris isareti yapar ve bunu yaparken cok derin bi amerikan esprisiyle sunu der barisi severim ama olursa isimi kaybederim nitekim bu adam yaptigi yanlisi anlar sirketindeki silahlar yasa disi yollardan "terorist" lerin eline gecer ve bunu duzeltmek icin silah uretimini durdurur ve bunu n en ii arkadasi bunu aldii bu tepkiye aynen sole cevap veriri ne oldu sana humanist falan mi oldun yoksa filmde dikkatimiceken ayrintilar bunlar oldu butun bunlarin yaninda erafimda ki amerikalilara karsi da bi tepkim oldugunu farkettim onlari daha az onemsiyo hatta bi pislik mis gibi davraniyodum sanrim kulturel anlamda bi cok ulkeden tanidiim insanlarin ve onlarin kendi kulturlerine ait yemekleri yada yasayis bicimlerini ogrenme cabasindayken bu multikulturel toplulugun icinde amerikali olanlarin herzaman tarafimca ezildiginin bilincindeyim herkesin yemeklerini tanittigi gunlerde onlarin suratina suratina koksuzlermis gibi baktigimi ve bundan tatmin oldugum duyusunu biliyorum buyaptigim irkciligin sinema filmlerinden yada bana ogretilen amerika duslmanligindan oldugunu dusunuyorum ii amerikan filmlerinin de varlgiini unutup sadece hollywodun yaptiklarina odaklanip amerikayi bi butun olarak gormenin yanlisligi icindemiyim bilmiyorum ama asker ve amerika sozcukleri hatta amerikali sozcugude en az yargi bildiren cumlerler kadar urkutucu geliyo kaldi ki bana yapilan irkciliga karsi avazim ciktigi kadar bagarabiliyoken bu yaptigim irkciligin beni ne kadar soz sahibi yaptigida tartisilir

3 Ağustos 2008 Pazar

Second Life - Google Liveley

Bilmem hiç second life oynamıslıgınız var mıdır ama ben ilk keşefettıgımd baya bır heyecanlanmıstım. aslında buna "oynamak" denemez, second life "yaşamışlık" denebılır daha cok. bu nacizane oyun ınternet dunyasına gırelı epey oldu aslında, ben ıkı sene once kadar kesfetmıs olsam da aslında turkıye de cok yaygın ullanılan bır uygulama olmasa da google da bu ıse "lively" adıyla el atmış, secondlife benzerı bır oyun yaratmış. henuz denemedım fakat tahmın edebıldıgım kadarıyla secondlıfedan daha kısır bır uygulama olacak fakat daha yaygın kullanıma sahıp olacaktır zıra google ın pazar kapasıtesını goz onunde bulundurursak ve bır ıkı de haber bakarsak bunun neredeyse yenı bır feysbuk furyası yaratacagını dusunebılırız.
secondlıfe temel olarak -gercı ortalarda gezınen dedıkodulardan da olabılır- evden dısarı cıkamayan - felclı vs. insanar ıcın yaratılmıs bır platform. fakat ınternetın bu kadar gelısmesi, ınsanların soyallesme karşıtı tavırları sonucunda hıc evden cıkmadan bu platform uzerınden denıze gırebılır, uçabılır, bin tane pozısyonda sevişebilir, sevgılı edınıp cesit cesit kıyafete sahıpolabılır, tipinizi sureklı degıstırebılır, erotık konusmalar yapabılır, para kazanabılır, bu parayı gercek dolarcıklara donusturebılır gerçek(!) bır platform kadar zevk alabılırsınız neredeyse. hatta ben secondlıfe ıcın -ve sadce onun ıcın- cesıtlı aparatlar pıyasaya surulebılecegını dusunmustum. koku için, dokunmak iin vs. cunku secondlıfe bunun gercekleşebılmesı ıcın doğru yer olabılır, bu tarz gelısmelerı rahatlıkla sındırebılırdı. mesela ortalarda gezınen pahalı eskortlardan bırı olmak ıstedım hep orda :)
livelynin bunu basarabılecegını sanmıyorum. dedıgım gıbı daha cok reklam ve pazar kapasıtesıyle tek yapacagı daha fazla kullanıcıya ulaşmak olacak, daha fazla nıtelıksız kullanıcı da bellı kısıtlamaarı getırecektır.
herneyse.. "aparat" fikri her zaman ılgınc geldı bana, her zaman heycanla piyasaya cıkmaarını bekledım- ta ki gecenlerde usb'li vibratörlerin çıktıgını öğrenene kadar. şimdi ben buna bi anlam yukleyemedım hala, yanı o usb şarj mı edıyo? yoksa o usbyı calıstıran programlar mı var? nasıl yani? ilginç. yakında kokulu web siteleri de beklıyorum.. yanı usblı vıbratorden sonra mantıgı cok da zor olmasa gerek gercı aynı tatmını saglamaz tabi :D

31 Temmuz 2008 Perşembe

"ozgun" sanat

son donemlerde sanemin sevmeigim yada sevmiycegimi dusundugumm insanlara sarki gonderme safasina kadar costugu bloga eski cumhuriyet gazetesi formunu vermek uzezre kollari sivamis bulunmaktayim stajimin baslamasiyla akil almas kapali irkci avrupa sanat cevresi icinde nefes almaya calisiyorum.. galerilerin yerini sanat merkeslerinin aldigi ve bu sanat merkeslerinin kendi ideolojileri disinda sanatcilari bunyesinde barindirmamak gibi bi fikirle yola ciktigi ve adina sanat denilen bu eylemi bu denli korelten buna ragmen avrupanin sant a tesfik ettigini dusunmemisi sagladiklari bu yerde bu kadar yoz yani kisir bi camiya olduguna karar verdim gozumusde buyutulen bu yerin aslinda grafikten ileri gidemedigi herkesin birbirini tanidigi tanimakla kalmayip baskalarina karsi da birbirini doldurdugu kapali bi yer burasi bi o kadar da kucuk su siralar evimde yasiyan ressamla konustugumda burdaki sanat merkezlerinin aldiklari kararlardan kararliliktan bahsettik karar vermenin olum oldugunu savunuyodu ressamim. bunu blogun kendi ideolojisine cok yakin buldum cunku bisde karar vermekten olesine korkuyorus ki aldigimis kararlari sorgular hale geldik sorgulamak la kalmayip karsimisdakinin sorgulamadigini gorerek beklenti icine girdigimisi farkettim sorgulamayla gelen haklilik duygusu yada ego sorunu butun bunlara ragmen kiskanclik icinde bulundugum grafikerler modacilar ressamlar icin gune baslarken aldiklari bi hap gibi dislerimi biliyerek disariya yada bi sergi acilisina gider oldum bu kadar girizgahtan sora asil gelmek istedigim yer dun gordugum kurator kadinin evlatligi zenci bi kizaydi aslinda o zenci kiz olesine ilgi goruyodu ki etrafindan evlatlik oldugu cok acikti cunku annesi yeterince sarisin bi avrupaliydi kadiin bi zenci secmesinde ki asil amac neydi cok yapay ve urkutucu bi durum gibi geldi bana irkcilik asil burdaydi bence o kizin zenci olmasinda hatta bunun aktuel bi eylem olmasinda onun gordugu ilgi sirf evlatlik oldugunun gozume sokulmasi zenci sevvimli bi kiz olmasi ozel olarak mi secilmisti yoksa farkli bibaglari mi vardi bilemiyorum amakizin gordugu ilgi hicte dogal diildi kiz siradan sarisin mavi gozlu bi kiz olsaydi ayni ilgiyi gorucekmiydi bilemiyorum ama bu toplulukta (avrupa sanat insani) fazlasiyla kisir bi o kadarda korkutucu seylerin icinde kendimi var etmeye calisiyorum adimin dogu taraflarindan geldigini hatta kirgiz turkcesinde de var oldugunu bilerek bu irkci olmiyan tutum beni neden var edemiyodu onu bimeiyorum celiskimi yoksa gercekten yeteneksizmiyim...

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Takıntılı insanlar mıyız? Ev arkadasım geldi ankaradan, eski gunleri düşündük, okulun ilk başladığı zamanları, bi arkadasımız vardı yunus tu kendüsü. Dün gece internette 2 saat boyunca deli gibi adamı arandık.
Eski arkadaşlar değerli oluyo galiba, adamı nasıl kaybettik, nasıl iletişimi kopardık hiç hatırlamıyoruz, ama çok eğlenirdik beraber, yine bir araya gelsek ne konuşuruz acaba diye düşündüm bütün gece, hala eğlenebilir miyiz o kadar acaba?
Söylediği her şeyi yapardım nerdeyse, niye o kadar sevmiştik acaba birbirimizi hiç hatırlamıyorum, niye nişanlandın be yunus bok mu vardı, demiştim en son. Sonra bi yerden kopmuştuk galiba..Feysbukta da yok oysa, niye var bu feysbuk o zaman? Hani eski arkadaşlarımızı bulabiliyoduk? Yalancı herkes yau! İsyankar oldum..
Belki de o kadar da mühim şeyler değildi yani, niye aradık ki o kadar bu adamı? Hani olur ya bazen bazı insanlar çok mühim olur senin için, çıkmaz aklından ama o seni belki hayal meyal hatılıyordur.. Bazen öyle hissediyorum bi çok insanla ilgili ya da belki cok onemlı oldugunu sandıklarım ya da cok onemlı olanlar beım ıcın bana oyle hıssettırıyorlar. Bu da öyleydi galiba yani beraber cok bişi yapıyo da değildik, toplaşır gider içerdik en fazla ama cok da severdim keratayı o ayrı. Eşşek yaşındaydı bi de ama küçücük çocuk gibi karda kışta deri ceketiyle yatar yuvarlanırdı yani. Neyse belki o hiç hatırlamıyodur, görse kimdi lan bu der belki tanır şaşırır filan bilemiyosun işte. İlginç yani. Herkesin başına geliyodur umarım bu ya, herkes böyle olabılcegınden korkuyodur umarım cunku bir konuda daha sorunlu oldugumu dusunursem kendımı surdan atabilirim.Bi de belki de bu kadar cok sevmıyorumdur aslında, etrafımıdaki diğer ınsanlar ıgrenctı cunku yani ve onu daha cok sevıyodum, o yuzden cok sevıyorumus gıbı de gelıyo olabılır.

Neyse, Şu şarkıyı Johannes leopold von Emre' ye ithaf etmek istiyorum..herneyde yaşıyor ve yaşatılıyorsan 80'ler insanı, sebastian bach öpsün seni :))))
Hatta "o da mı geymiş lan vaaay a.ına koyyuummm!!"

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Birileri var.. Kim var lan orda?

Aslında bir konu var..
neden konuşamayız?
neden hep suskunsun?
ben güzelim kadınlar berbat!
neden buna gülmezsin?
neden hep mutsuzsun?
sorular sorunca dersin ki,
neden çocuksun neden büyümezsin?

elimde cevabım yok!
olsa neye fayda, yüzün bana dönmez ki..

ağzımda hep tadı var,
üzüm gibi paslı bitince gitmez!
hem yarası hem dikeni var!
batırır beni de yaralar,
acıtır sabahlarımı..

birileri var birileri var
birileri yine sarhoş!
birileri yaz birileri kış
birileri önce!
birileri bize apaçık, birileri pişman!
birileri bize çok acı!
birileri çok acı!
birileri bize çok acı getirdiler!
birileri farkında birileri farketmedi!
birileri sağ birileri sol birileri farketmedi!
o da bunu görmedi!
bu da sana hiç yetmedi…

üçgen gezegenleri meşhur cinayetleri
yine onu vurdular yine ona bam!
yine geri sar, yine sarhoş
yine benden uzak kalmış!
beni terketmedi, beni bırakıp gitmedi!

bir yanı tura bir yanı yazı,
bir yanı da bana kalmış!
yine ona ne güzel seslendiler…
yine gözü apaçık, gözleri apaçık!
birileri bize çok acı çektirdiler!


16 Temmuz 2008 Çarşamba

- bana dogruyu soyle ozan !!!

simdiye kadar cok rahat ve hizli yalan soliyebildim inandirici olduklarini dusundugum de oldu karsimdakini aptal yada kendimi daha zeki sandigim iciin diil sadece kendi cikarlarim icin cocukken gunah diye tanimladigim yalan olurdu, oyleki gittigimis tarihi bi mekanda gunahlardan arindirdigina inanilan bi magaranin oldugunu solemislerdi ve ben magaradan gectikten sora ilk dusundugum sey artik yalan soliyebilicem olmustu sadece kucuk onlemler icin soledigim di yalan; benim icin tabiki bi guvensizlige gebeydi bu durum ailem ki hala guvenmesler bana kendimi yalan soledigim icin aklamaya calismiycam ama bana gore yalaanin soliyenden cok kime solendigi daha onemlidir bu durumda neden bana solendi gibi bi soru yalan solenen kisi tarafindan dusunulmelidir butun bunlara ragmen yalan i tarafimdan solenidiginin karsi tarafca bilinmesi farkli bi samimiyet te dogurur ki kendimi daha durust bile buldugum oluyo bu sebepten, yalani savunmuyorum sadece insanin faktor olusundan kaynaklanan bu eylem hayatimisda ve birilerinin yalan i hayatindan yokmus gibi tutmasi yada baskalari tarafindan yapildiginda ki buyuk tepkilerini cok durust bulmuyorum samimiyet ve guven durumu birinin yalan soleme ihtimalini de ongormek olmalidir? buna bagli olarak kotu oildugunu dusundugumus huylarinda kendini inkar halini yaninda getirdiklerini dusunebilirim bencilligin insanin dogasiyla paralel oldugunu bilirken cocuklara paylasmayi olumune ogretmek karsiliksiz bisiyler yapmak gerektigini solerken aslinda insanin karsiliksiz hic bisey yapmadigini unutmak hayatima yansittigimda bu solediklerimi kafasindan bi turlu kalkamadigim sanem icin yaptigim karsiliksiz onca seyi dusunursek aslinda tamamen karsiligi beklenen seyler oldugunu kendim bile gorebilirim bi anne gibi onun beni daha fazla sevmesi icin yapilan eylemler dir bunlar bi anne de cocugunun onu sevmesi icin bu sevgi icin yapar burdan tabi benim cinsiyetim haytim boyunca anne olamiycagimla ilgili bi savunma getirilebilir sonuc olarak gelmek istedigim noktanin yakinlarinda insan kotu oldugunu sandigimis yada bise ogretilen kotu duygu ve tepkilerden ibarettir ama kismende olsa dogaldir...bu kadar yargidan sora kendimi sorgulamam gerekirse yazi konularimi mumkun oldugunca zitlasilabilicek yada farkli olduigunu dusundugum yerlernden yazmaya calisiyorum amacim ilgi cekmek olabilir sadece farkli olma kaygisiyla cocukken yaptigimis gibi bi ciglik seklinde algilanabilir dogrulugu tartisilir fakat genede yalan gerekli ve varligini kedimizi de icinde tuitarak reddedilmemesi gerektigini dusundugum bi aliskanlik hali (noktalara ve cumle bitimlerine dikkat hepsi aslinda bi soru cumlesidir ve kendime sorulmustur)

14 Temmuz 2008 Pazartesi

velet!!

evett.. uzun bi zamandır yazamamamın hıc bı bahanesı yok, cunku yaza-a-mamaktan değil, üsengeçliğimden yazmadıgımdan bı suru azar işittim ozandan :)
o zaman, yarın mısafırlerımız gelıyor dıye baslamak ısterım. bu mısafırlerın arasında daha once hıc gormedıgım kucuk bır oglan çocuğu da var. bu tamlamayı tamamen onu asagılamak ıcın yaptıım. yoksa kucuk adam, minik erkek filan gibi iğrenc şeyler de yakıştırabılırdım pekala zira kendısı anneme "seza bebek" diyen ve evet, bunu "hey baby 'com here!" modunda zikreden 5 yaşlarında bir velet.
cocuklardan nefret ederım. bu bırıncısı. hormonal olarak cocuk yapma modunda olsam ve her cocuga agzımın suları akarak baksam da, onlardan gercekten nefret edıyorum.
bu ufaklık daha gelmedı. fakat gelınce emınım kı mılyon tane patavatsız laf edecek, ben de agzına vurcam, anası -kı onu da tanımıyorum henuz- bana kızamıcak cunku mısafır, fakat ortam baya iğrenclesecek.

bı dusunun kucuk cocuklar ne kadar rezalettır, hele olabıldıgıne kaba kucuk erkek cocukları. hayır kımse bana "onlar saf,naif ruhlar" (ince ses tonu ve acıyan bı ıfadeyle soylenecek) o yuzden vırk zırk mavalı okumasın. ben 4 yasındayken gayet bılınclı ve kıbar bı cocuktum. yaptıgım ettığım "kotu" seylerı de cocuklugun avantajlarından faydalanarak yaptıgımı cok cok ıyı bılırdım. sımdıkı veletler bızden cok daha zekı ıddaları ortada dolastıgına gore kımse bana yok bık bık yapmasın kardesım.

bak sımdı, bu cocuklar soyle yapar genelde.. al cocugum sunu hebehebeye gotur bakalım, "hehehe o girkine mi" veya.. aa anne bak şu helehe ne kadar şişko.. aa senin burnun nıye bu kadar buyuuk? fılan. cocuklar bunları bilinçli bi şekilde yaparlar efendım.. dogduktan sonra vaftız gerektırırler.. ya da arada bi dövmek lazımdır.. ya da sadece bağırmak yeterlı olur.. fakat ne olursa olsun..cocugunuzu ıyı yetıstırın, yoksa cok fena çakarım suratına!

26 Haziran 2008 Perşembe

dogum ?!

hayatim bosluklardayken tanistigim; o olmasaydi nerelerde kimlerin altinda calisiyo olurdum bilmiyorum sorgulamak bile kortugum olurdu blogun var olus sebebini bu yazi icin siktir edip sadece senin icin yaziyorum, hayatimi var olusumu anlamlandirmaya bile calismiyorum cunku benim yerim senin kafanin ici yanlis bi yerde oldugumu biliyorum bu yusden sorgulamiyorum bile bunu olmasi gereken kafanin icinde, daima lilya filminde ki kucuk oglan cocugu gibi sana kisin sebze yetistirilmemesini ogutlemek senin camille clodel kadar yetenekli oldugunu, anlamasan ve kendini degersiz bulsan da her seye ragmen, butun cektirdiklerine ragmen solemek august rodinlerin kendini sana bisiy olarak gostermelerinden korumak, evet var olusum bu temellidir soledigimiz yalanlarin varligini kabul ederek olusturdugumus farkli bi durustluk hali bizimkisi "gencken" bikmadan dinledigimis gurbun adinin egoist olmasi bile yeterince metaforik gecenin en karanliginda sana gelip votka tonik olmak annen ben sen ve diger butun pipisi olanlar bulutlarin ustunde erisilmes bi dialog hali nerde olursam oliim seni her daim duyumsuyorum, hic bi zaman dogum gununun ne zaman oldugunu bilemiycek olsamda iyiki dogdun kafanin icinden.........

23 Haziran 2008 Pazartesi

boşlukta inanmak?


bugun yazılarım ıcın yapılan yorumları okurken farkettım kı ınanc yada tek yonetıcılerın varlıgıyla ılgılı okurlarım oldugunu snadıgım ınsanların benım ıcın onyargılarının oldugunu ya da aslında benım onyargım oldugu dusuncesıne kapıldım buna karsın artık kendımı tekrarladıgımı dusundugum yerlerde daha fazla dolasamıycagımı ve bu yazının konuyla ılgılı tarafımca son yazı oldugunu belırterek soze baslamalıyım

ailemın benım kısısel ahlakım ya da ınanclarımın ustune konusmaması ve bunun tamamen zamanve sorgulamayla bulunabılıcegını dusuncesıyle bu yaşıma kadar sorgu halıyle gecırdım ınancımı, yasamın sorgulama derınlıgı kararsızlıgıyle tam anlamıyla kullandıgım dılın kelıme haznesındekullanabıldıgım tek sozcukle acıklıyabılırım,bı bosluk halı baska hıc bı kelıme benım sorgu halımı bu kadar ıyı anlatamas heralde tanrı sımgelerının varlıgına ınanmak yerını babil olmaya bıraktıgı anlarda o tanrı olma halının yarattıgı tek ulasılmas; yalnız olma durumunda hayatımın donum noktalarına o kadar yakın olabılıcegımı dusunmesdım bruxelles e ılk geldıgım seneydı buyuk tesadufler sonucunda avrupa ınsanıyla nefret halındeyken 8 yasında bı filiphinliyle tanıstım cocukları cok sevmememe ragmen avrupa görüsünün ortalarında o kadar saf bırıyle tanısmak farklı bı renktı dogdugum ve dogdugu topraklar usune konusurken bana musluman olup olmadıgımı sordu dıılım dedım pekı ne senın ınancın dedı camı yada klıseye gıtmesmısın dıye sordu bende benım tanrım baska bı yerde yasıyo dedım konuyu kapatırcasına merak ettıgım o kadar kucuk bı cocugun ınancının ne olduguydu onun aynı sorulara cevap vermesını beklıyodum protestan oldugunu ogrendım, ulkesındekı bı cok dınden bırıydı cok dınlı bı ulkeydı filiphin anlattıgına gore klisesinde pazar ayinlerınden, dans ederek ilahi solemelerıne herseyı anlattı daha dogrusu ben sordum o anlattı filiphini sosyolojik olara inceleme fırsatı buldugum bu donemde 8 yasındakı bı cocugun bana cok temız gelen sorusuyla karsılastım "peki sen ölünce nereye gıdıceksın cennete mi cehenneme mi? " 8 yasında kı bı cocugu kırma o anda sevgı halıyle ıstedıgım en son sey oldugu ıcın bılmıyorum dedım buyuk bı mutlulukla ben cennete gıdıcem dedı kolay kazanılmıs bı ınanc ve mutluluk halıyle bana bı resımle nasıl olucegını anlattı tanrının onun ruhunu alıp cennete koyucagını resmettı ve sasırılası olan tanrıyı cızdı bana. aslında sadece basında tac olan bı cop adamdı cızdıgı ve ben hayatıı dersını aldım cok romantık bı uslupla kelebegın kanatları gıbıler dokundugunda bı daha ınanıcak bısıy bulamıyosun sanırım . orneklemem den rahatsız olarak eger sorgulamasaydım dogdugumda ınanclarımla buyutulseydım mutlu ve gercekten gelecekten umut dolu bırı olabılırdım butun bunların yanı sıra sozlerımı unlu matematıkcı pascal ın dusuncesıne yakın mizahı ıcınde barındırarak sunları soyluyorum "tanrı var yada yok, iki durumda da inan ki garanti olsun" ne kadar bu yazıyı yazarak kendımı yukardakı var oldugunu hala blogca tartısılıcak olan a affettırmeye calıssam da sorgulama hali birileri bizi kapatana kadar surucektır...

14 Haziran 2008 Cumartesi

Yaz gelmiş!


sabah iğrenç uyandım -o son birayı ıcmıcektık. yanımda ılknur uyyomuş, korktum, tanıyamadım, kimle yatıyorum lan ben dedim. ayrıca dun gece yaptıklarımı hatırlamadıgım ıcın suclu hissettim, kim bilir neler konuştum, neler soyledım abuk sabuk..her solıcegım hazırdı oysa ki. acaba soyleyebıldım mı? zannetmıyorum.. hatırlamıyorum da. dışarı cıkana kadar bir iç sıkıntısı, bunaltı, bulantı.. ne varsa yani, hepsı tepemdeydı.nefret ettım kendımden. dun gece de etmıstım, dun geceyle ılgılı hatırladıgım tek sey de buydu zaten. aha dedım sabah, sıctım, batırdım, napcam ben dedım, rezillik dedim. olmadıgım bısı mı oldum dedım naptım ben filan filan kendımı yedim yani..

kahvaltı ertesı eve gıtmek lazımdı artık, dısarı cıktık, gözüme günes kactı. cok rahatsız oldum, gözlüklerimi taktım, bütün mm2 lerimin hepsine güneş kaçtı. İşte o an dank etti - artık yaz gelmiş.

Yaz ve gunesle 2 senedır bu kadar samımıyız yoksa hıc sevmem kendilerini. Ama bu sabah, herşey durdu, guneşin heryeri ısıtmasıyla kendi hayatımın içinde kayboldum. Kendimi varoluşculugun tanıdık kollarına bıraktım büyük bi guvenle böyle geri geri düştüm kollarına yani, o derece. napıyorum ben dedım, naptım, bu değilim ki ben! Çabalayan, kendını hırpalayan biri değilim ki, niye ugrasıyoruz? bırak gitsin, yaz gelmiş yahu, herşey bitti, butun kış bitti, ankara, okul, aşk meşk çabaları, o an herşey bitti.. bütün rezil hissiyatlar.. böh demişim sıkılmışım ya.

Ve alışveriş, insan ufak ufak meyvelerle ancak bu kadar mutlu olabılırmıs. Erikler şeftaliler zart zurt eve geldım yemek yaptım buyuk bı hırsla.. Etlipilav, o, bu bi suru sey, uzun zamandır yapılcaklar lıstesınde duran herşeyden yaptım. herşeyden kurtardım kendımı, yırttım.
Yapılcak herşey bitsin istedim lan bugun, güneşle goz göze geldik diyorum.

Paramın olmaması, bi dersten ffle cakmam, hala ankarada oluşum, dun geceden hıcbısı hatırlamamam, hiç bişi sorun diil artık. Çünkü yaz geldi, deniz kenarı, kitap, alkol, hamburger, sports, alaçatı, anne... yaz geldi lan! hıc bısı umrumda diil bugun, elimde meyvesuyu, herşeyi halletmişim aslında hiçbişiyi halledemeden ama işte güvenilir kollardayım... Güneş, deniz, varoluşcu kafa.. bi de ozan olsaydı yanımda yuh derdım yau.. hay amk yani. ama olsun yanımda olmayan ınsanları da yanımdaymıs gıbı dusunuyorum bugun.. mutluyum, güvendeyim, güneş var.. önumde çılgınlar gibi çalışılcak aylar var.. koymuşum yau.. nolcak yok rezıl etmısım kendımı yk cok ıcmısım, orda burda, yok her sarhoş olduğumda kendımı aynı evde bulmuşm, yok kırk yılda bir birinden etkilenmiş de bi bok becerememişim.. nolcak yani, nedir yani, hayır napıyım yani? höyt!

12 Haziran 2008 Perşembe

kabul goren kalıp


sanemın bu sıyası tutumunu dengelemek mı amacım yoksa gercekten ayaklarımın hıc yere basmayısından mıdır bu yazdıgım yazılar bılemıyorum, ama ben hair muzikalinde yasıyan, la bohem agarlıgında bırıyım sanırım yazıya hair muzikaliyle gırmemın sebebi muzikaldeki antimilitarizm kalıpastırılmıs ınsan gorunumu gıbı kavramlara karsı olan bu tutumun sımdılerde oldugu noktayı sorgulamaktı herkesın kendı kısılıını ortaya koydugu fakat ortaya koyarken ne kadar aynı oldugunu bulma halınden ıbaret, kı sekiz metre oteden bı kadınn sosyal durumu ve dunya gorusunu tahmın edebıldıgımız yada edebıldıgımızı sandıgımız bu toplumda kım ne kadar kendı aslında bunu bılemıyorum bulmusta dıılım. gorucu usuluyle evlendırılen kızların sehır hayatındakı denklıklerıne bakıldıgında tek gecelık ılıskı ve mutlu cıft ozlemlerı gozden kacmasada ıkı durumda da mutsuz olan ınsanın dogru yada olması gerekene ne kadar yakın oldugu tartısılır gorucu usuluyle evlenmıs kız bı kere kendı sınırlarının dısına cıkıcaktır ılk gordugu adama asık olucaktır kı cogu ınsanın ılk bırlıkte oldugu kısı vazgecılmezdır tek gercek ask oldugu sanısı o ruh halınde kor edıverır kısıyı cok bılmıs bılmıs ılıskı muhabbetı yapıyo gıbı gorunsemde degınmek ıstedıgım olmak ıstemedıgımız kacındıgımız seyın aslında ne kadar bıze yakın oldugunu gostermek ınsanlar tarafından reddedılen cınsel arzualrını porno uzerınden tatmın eden kısı sehır ınsanı kafede yalnız basına oturup sarabını ıcerken bırlıkte gercekten ıı vakıt gecıren cıftlere bakan v hayıflanan kısı nın gundelık pornosudur aslında olmayı dusledıgı kendını ıcıne koydugu bı super kahraman fılmı gıbı kendını kareye yerlestırıp bıraz bulundugu bunalımdan cıkmayı ısteme halı her ılıskıde kendını gelıstırırmıs ınsan her seferınde daha onemsız kılmak ıcın daha az kafanı mesgul etmesı ıcın yada sadece anı olsun dıye yasarmıs geldıgım yere baktıgımda olmayı ıstemedıgımız seyın tek eslı baglılık yada cok eslı ozgurlugun de aslında aynı temellı oldugu kımın daha mukemmele yakın bı ılıskılenme halı oldugu hala soru olsada yazıya baslarken ornekledıgım hair muzıkalındekı sevılmıyen kravatlı sıradan bos ınsanların sırf aynılasmamak ugruna aynılastıgı toplumda reddettıklerımızı neye gore nıcın reddettıgımızı tekrar hatırlıyalım fazlasıyla geleneklerıne baglı bı yazı gıbı gorunsede asında sadece eglenıyorum herkesle yasadıgını zanneden herkesle hayatın ıcıne olesıne burnunu sokup nefes bıle almayı unutan herkesle hırsları kaygıları ve pesınden kostuklarıyla kayıpları cogalan herkes bunun ıcıne benım dahıl olmadıgımı solersem sanırım herkesı aptal zanneden aptalı oynar olurm her zaman oldugu gıbı ucunu ucsuz bucaksız bırakmaya calsıtıgım bu yazıdan ozan ın gorucu usuluyle evlenmeyı duslemesı sadece bı kere olmasını ıstedıgı bu evlılık halı gıbı bı sacmalıgı cıkartıp bana yorumlarla ordan saldırma ıhtımalınızı ortadan kaldırmak ıcın bu notu dusuyorum ben bole bı dusunce sıstemıne mensup dıılım sadece malzemem bıtmıstı ve en yakınımdakını kendı ulkemde hala var olanı kullandım yorumu sıze sureklı okuyucum oldugunu sandıklarıma bırakıyorum cok hazırlanamadan yazdıgım ıcın uzgunum devamı gelıcektır...

9 Haziran 2008 Pazartesi

cannes-demokrası



Geçen yazıdaki ruh halını ustumden attım sayılır, gerçi tam olarak halledemedim tabi, söylemek istedğim seyler var fakat durum BlogWars a dönmeden hemen bir göbek hamlesiyle konuyu değiştiriyorum..

Aslında bunu uzun bı zamandır yazmak istiyordum; Cannesdan beri.. eh cok da uzun olmamış..

Nuri Bilge Ceylan tapılası adamdır.. alakalı bır yazımız daha bulunan "minimalist sinema" şeysinin türkiye ayağının onemlı bır ısmıdır kendısı, sahane kareleri vardır kı fotografcıdır herseyden once, sergileri vardır şahane.. Filmlerden bahsetmek zaten yersız, nasıl sahane olduklarına soyleyecek bişi yok, bazı "aksıyon"cular sevmese de sinema sanatı denen şey arkadaşlar, böyle yapılır :) (tabı burda ozan benden daha cok konusmalı galıba ama sesını duyamıyoruz sinema diyince, ilginçsin ozan :))
velhasıl kelam, bu adam her sene ödül taşır ülkesine..‘tutkuyla sevdiği yalnız ve güzel ülkesine’ ithaf etti bu yıl de ödülünü. Tabi baykal'dan bizim küçük diğer beyinciklerimize kadar bunu konuşmayan kalmadı..
Nuri Bilge Ceylan artık bir faşisttir bazıları için, diğerleri için vatansever, bazılarımıza göre atatürkçü, bazen de solu bir yerlerinden tutabılır hala..
Bu cok sık olmaya basladı fakında mısınız? Sankı akp hukumetınden ıtıbaren daha sık yaşıyorum bunu.. sureklı bır dejavu, her nasıl yazılıyosa, "aa ülkem dedi, atatürk dedi, hak ve özgürlükler mı? aaaa..." ülkem olmayacakmış, türkiye yeterli.. atatürk değil, mustafa kemal.. mumkunse kemal. hak ve ozgurlukler mi, ahlak nerde kalır o zaman? ...aslında bende de basladı bunlar gibi önyargısal zamazingolar.. ama cok fazla siyasilesti iş ya da siyasi hedeler cok fazla önyargısallaştı.. gibi :)
belkı bu yuzden bu kadar kızgınım şu ruh hallerıne, su konusmalara..

mustafa'ya her seferınde bayılıyorum, genelde bayılmam, ama bu konusmaları yaptıgımız her seferde bayılıyorum.. "bu ulkede laıklık faşizanlıgı yapılıyor"
evet mustafa deli gibi hem de.. (unutmadan; mustafa politika dergisinde yazmaya başladı, ilgilenen olursa )bu ulkede her şeyın faşizanlıgı yapılıyor, belkı sadece bu ulkeye de ozgu değildir bu bilemiyorum...o zaman cok farklı boyutlara açılmak gerekecek, yuzeysel bırakıyorum.. (evrenselliğe yonelmek istiyosam da herseyın ucsuz bucaksızlıgı sarıyor benı, postmodernızm bi tarafımdan cekıstırıyor, bi taraftan postyapısalcı egılımler.. postlardan tiksiniyorum ama postum ben, affet weber, affet her gece bana dokunan "adam smıth'ın gorunmez eli"..)

aslında yazı burda tıkanıp kalsın ıstemıyorum, cok farklı yerlere akıp kayıp gidesım var, nufus cuzdanımdakı din hanesinden, okuldaki din derslerimden girip, mahkeme kararından çıkasım var..
öyle ya, biz tartıştık mı meşhur turban meselesını burda? aslında tartıscak bısı yok, akpnın kapanmasını tartıstık mı? hayır. kıçımdaki dondan bahsedıyor muyuz? hayır.. cunku bız konusunca bişi olmuyor..
İşte demokrasi bu! Bayıldıgınız, herşeyi bitiren demokrasi, konusuyormuşsunuz gıbı yapıyorlar.. ama aslında bı bokunuzu dınledıklerı yok.. Bunu zaten bılıyorsunuz.
Bilmedğiniz, bildiğinizi düşündüğünüz şeyleri aslında sorgulamadıgınız, (bu blogun sorgulamakla ilgili obsesif bir yaklaşımı var, takipçiler bilecektir :)) bilip bilmediğinizin farkında olmadıgınız aslında. Bu hepimizle ilgili, bende de var yani, gayet dogal bi şekilde.
Bunlara akp oyunları gıbı asalak etıketlerle yaklaşmayacagım, bunlar hiç bir yönetim katının sucu değil, cunku onlar orda "sizin için" var, ama biz onlar orda oldukları ıcın varmışız gıbı hıssedıyoruz.. biz bunu unutuyoruz, demirel'e hala "baba" diyoruz, onu kanımızdan canımızdan sayıyoruz, kım oldugunu unutuyoruz, sankı hep varmış gibi, değiştirilemeyen -babamız gibi kabul ediyoruz, bilinçaltı.. ama siz bunları aslında biliyorsunuz..
Bu ülkede din özgürlüktür. bana dogar dogmaz etiketlenen bir "özgürlük". Ah, ama sız bunları zaten bılıyorsunuz.. daha kendı dılını konusamayan cocuklara abidik gubidik arapca zamazingolar ögretiyorsunuz.. (bu esnada ezan okunur :))

eh ben buraya nerden geldım?_ ah evet sız bunların zaten farkındasınız..
gecenın bu vaktınde verdıgım bu salak orneklerden kafanızın ıcınde kendiniz ılerleyebılecegınızı dusunerek hata yapmadım umarım, zira minik kafalarınız yetsin bunları kavramaya dıye bu basıt ornekler.. cunku sız hala bana isimler takan, beni ellernde sarımsak ve haçlarla kovalayan insanlarsınız, görüyorum ki değişen bişi yok.

ah, siz bunların zaten farkındaydınız...

tutkuyla sevdiği yalnız ve güzel ülkesine ithaf etti ceylan bu odulu, cunku ulkesı kendı içinde bile yalnızdı, aa, ama siz bunun.... :D

nerdeeen nereye, bak işte :))))))))

Not: konu nerelere gelmiş, haberim olmamış, ben bunları anlatmayacaktım ki :)..ben yabancılaşmadan bahsedecektım bugun,goruyorum ki olmamış, hersey de cok yuzeysel olmuş, ayrıca hep aynı seylerı gevezelıyorum kendımı de tekrarlayıp duruyorum ayrıca bunu da cok matah bısı yaptıgımı dusunmedıgımı belırtmek için yazıyorum.. bi dahaki yazıyı ozandan beklıyoruz, cunku benden adam olmaz :) ..hadi geçmiş olsun :)

blogwars-pipicik için özel de bı not yazmıstım, vazgectım sildim, sonra dedım ki koy amk, sora yıne vazgectım ve artık yok o not :D

23 Mayıs 2008 Cuma



ah ne hoş yine dunyanın en sıkıcı kadınıyla birliktesiniz..

benden istediğiniz bişi var mı? varsa yapabılırım, yaparım cunku ben.. hayır ıste oyle değil, yapmaya caıstığım sey ben sızden farklıyım gibi sacma bı hava yaratmak degıl, neden bunları hıssettıgımı sorgulayabılmek..
evet ben kafası karısık biriyım.. sabahın 6 sından berı buraya ne yazacagımı dusunuyorum, 3 saat oldu, bu yazı 3 defa degıstı..
çok sacmalamışım ılk ıkı yazıda, fazlaca anlatmışım, ama buyudum artık anlatmamak lazım herseyı..insanın kendını anlatması zor iş, baska bişi yazarken patadanak yazıverıyosun da işte, bu iş boktan.
kurallarım olmuş benım, farketmemısım.. en onemlısı; gereksiz işlere girişme, ikinci kuralımız; sıçtıysan bırak öylece, mumkunse kaç. kimse için programını degıstırme..
hıckımse ıcın. belki de en onemlısı budur. bilemiyorum. kafası karısık bırıyım ben, derli toplu dusunemıyorum.

bir kucucuk aslancık varmıs bılırsınız, sabah onu soyleyerek uyandım, sacmasapan bı yerde. (tanımadıgın ınsanlarla takılmak sacma, bunu bı daha yapma! ) saçma cunku ben 'yenı' insanlarla iletişebilen biri değilim.(yapmazsam nasıl yenı bırılerıyle tanısabılırım? o zaman tanışma!)

böyle yapınca cok "cool" oluyosun.. sen biraz aptal mısın?.. karıya bak, bu ne lan?.. manyak olum bu... yok abi ben almasam bunu... nıye hıc konusmuyo?... eglenmiyo musun prenses?..

ah tatlım benım, eğleniyorum ben, hem de delı gıbı.. ayrıca sen cool gormemıssın, evet belkı aptalım bıraz..ama tamamen senın yuzunden.. belki de hoşlanmadım senden, belki de anlamaya çalışıyorum?

bıraz kırmak lazım belkı kafanın ıcındekı kalıpları diye dusundum butun gece, kafanın içindeki şkillere oturtmaya çalışmamalısın insanları, ya da sen uyaya calışmamalısın. yanı butun gece degıldır tabı, ne istediğini bilmeyen bırı olabılırım ben ama sureklı degısmıyor fıkırlerım en azından.. bu ıyı mı onu da bılmıyorum..
koydugun kurallara uymak lazım.

evet cakealamode dunyanın en sıkıcı kadınını dınlıyorsunuz su anda.. yanında otursanız sıkılırsınız yani, cunku tanımıyorum kı ben senı, ne konusabılırım bırden bıre, konuşsam yapmacık olurum, konusmasam uzak olurum.. ne yapmak lazım acaba?

herseyın cevabını bılıyorum, ama bi bunu anlayamadım senelerdır. sosyallesme sorunum mu var? sanmıyorum, bi suru insan var etrafımda.hayır cok da eglencelısın dıyolar bana ama.. hmm.. ah! evet, biz benzemıyoruz bırbırımıze.benzıyoruz gibi gelmiş olabilir ama yok demek ki.. tamamen bu yuzden iletişmedeki sorunumuz.

bu yuzden sevmıyorum ınsanları, inanların cogunu sevmıyorum, hayır senı de sevmıyorum. korkunc cabalara gıremezmısım artık birine laf anlatmak için, ben bunu anladım en azından. hıckımse ıcın. guzel bısı bu bence. kendını var edıyosun. kafa patlatmamak lazım benım kafam sureklı uzaklaşıp yaklasan mılyonlarca seyle dolu, bu yuzden de olmuyo olması ıhtımalı var.. o nası bı cumle :) kimseye önyargılı yaklaşmaın :))

neyse, sabah kalktım, gercı cok sıcaktı uyuyamadım, aynı yerde oncekı gece de kalmıştım, konuşmusum filan gece, bildigin sıkılmışım yani :D neyse sabah kalkıca koştur koştur rahat bı yerlere geldim, 6 fılan dı heralde.. hala aynı yazının basındayım .. saat 10a geliyo.

kurallar neydi? bı hatırlayalım son kez :
1. bu işlere bi daha girişme!
2. sıctıysan bırak kalsın!
3. kımse ıcın bışı yapma! -- bu sefer bunu yapmadım.. bi kere yapmadıysam bi daha yapmam zaten, bu iyi haber..
4.herkes dusundugun gıbı olmayabılır, olabilir de, ama buyuk ihtimal değildir.

şimdi bi de şey var, anladıgını sanırsın ya birini, o sanan kişi için cok "andon" bi durum. (bu kelime yenı gırdı dagarcıgıma ama cok eglendirdi beni angut gibi bişi karşılıgı galıba :)) yani düşüsene, aha bunu anladım lan, nefret ettı bu bnden diyosun, sonra ona sokuşturuyosun, ama senden nefret etmemıs o aslında birden salak yerine konmuş hisetmedin mı? hissetmelisin :D

neden bahsettıgımı anlayabılen var mı?
ben ne yazdıgımı bılmıyorum.. 3.yazısım bu, ama bılmıyorum..kararlı bırı degılım, hayat sureklı degısır, ayak uydurmak için herşey çift yönlü, bunu buldum ben de işime de geliyo galiba.. cok hoş :D

kucuk bi kız cocugu pipicik buldu yolda ustune bastı, pırç :D

16 Mayıs 2008 Cuma

dogal selection da sanat



yeterınce bu konudan bıkan okuycular oldugunu hayal etsem de -kı ne kadar okuycumuz oldugu tartısılır -ahlak konusu sureklı ıstemesem de karsıma cıkan ve kendını tekrar tekrar gundemımde tutmak ıstercesıne hayatımın heryerınde ya da sureklı benım baktıgım taraflarda beliriyo


turkıyenın ne konustugunu ya da nelere tepkı gosterdıgını cok ıyı takıp edemesem de bugun elıme gecen bı sergı haberınden turkıyede bahsedıldıgını okudum. Costa Rica lı bi sanatçı olan Guillermo Vargas Habacuc 2007 yılında yaptıgı sergıde bı sokak kopegını ac bırakarak onun cektıgı acıyı sergısıne gelenlerle paylasıyor. konunun sanatsal anlamda cok da ılgı cekıcı ya da carpıcı oldugunu dusunmesem de sergıde gosterılen bolesı canlı bı "eser" in dunya capında ses getırmesı soz konusudur kı, amacına ulasmıs sanatcı.... butun bunların yanı sıra sanat denılen kavramın ne kadar ne olduguna kımse karar verememısken bunun sanat mı yoksa değil mı tartısmasına gırmıycem. durumun hayvan hakları yada ahlakı boyutu yeterınce tepkı gorurken 50 yasında kı sanatcının gorusu su sekılde; "sokakta gördüğünüzde dönüp bakmıyorsunuz fakat bu çalışmamla beni yerden yere vuruyorsunuz" diyen sanatcı tepkı gosterenlerı ıkı yuzlulukle sucluyo haklı gostermeye calıstıgı fıkır ne kadar yerıne ulastıgı suphelı olsada bunu bloga tasımanın yenı bı ahlakı tartısmaya yol acması umuduyla yazıyorum sergının haberını aldıgım su bı kac saat ıcın de sanatın ozgurluğü ve sınırsızlığından kustahca bahsettıgım anlar aklıma geldı ve sımdı bunu ahlakı bı kalıba oturtmalı mı dıyorum ya da bu gercekten sınırsızlığımı yapılan ısın hayatında sanatın barınmasını ıstıyen bırı olarak sımdı bu sorgulamayı hepımızın yapmasını ıstıyorum
sadece bunu gozler onune tasımak oldurulen sokak kopegının dramını degıstırmıyo olsa gerek su an ıcın kımse yok olan turlerı ya da oldurulen fokları bu kadar yakından gormedığı ıcın daha mı az tepkı gostermıstır acaba cok kadercı olabılecek bı fıkırle zaten o sokak kopegının olecegı bılıncıyle bunu yapmak ne derce dogrudur bılemıyorum. bu umutsuzlukta bole bı iş ın sergılenmesı sanırım kendı dogasına uygun bı durum genede genıs yorumlara acık bı durum

8 Mayıs 2008 Perşembe

paradoks dilsizleri


avrupanin kucaginda genel olarak dunya sorunlarini goz ardi edebildigim bu yerde sanemin tepki dolu yazilarini biras olsun dengelemek icin bisiyler yazmam gerektigi kaygisiyla karaliyorum bu yaziyi
cumartesi aksamlari rainbow house adindaki bara gidiyorum bi kadeh bisiy uicmek yada farkli yuzmer gormek icin her hafta farkli temaları olan ucuz bi escinsel bar olmanin aksine tercih edilen bi barda diil. gene gerceklige cok ca bulasmis aktivist kaygilarla acilmis bi bar, gecen hafta cumatrtesi gunu gittigimde zor acılan kapısdan ıcerı gırdım ve - acık mısınız dıye sordum sorumu tekrarlattı - pardon? tekrar sordum ve acık oldugunu gorup ıcerı gırdım barmen e bı kadeh kırmızı sarap alabılırmıyım dıye sordum
-pardon
-bı kadeh kırmızı sarap alabılırmıyım?? diye yıneledım
-sarap, kırmızı mı beyaz mı?
-kırmızı
-kırmızı
-evet kırmızı bu ıletısım sorunun dan sora onume gelen kırmızı sarapla etrfı ıncelemeye basladım kımse konusmuyodu ınsanlar sesler cıkarıp gulusuyolardı dıkkatlı baktıımda sagar ve dılsız olduklarını anladım o sirada sessizligi dinledim nasi bi el isareti konusurken yaratigin vurgu yada armoninin yerini tutabilirdi kahkahalarini duyabiliyordum musik bile yoktu toplanan bi kac kisi her zamanki escinsel konularinin icindelerdi gecen gece yattigi adamdan bahsediyo olmaliydi beni otekilestirmelerine izin vermistim dilsiz olan konusamiyan bendim bi acima mi yoksa sadece merakmi beni o kadar saat tuttu orda beni zaten escinsel oldklari icin oteki olanlar bi de dilsiz olmalari sorununumu yasiyolardi buna sorun diyorum cunku duruma dar bi aciyla baktigimi biliyorum oysa onlar icin bu sorun diildi hayata benden daha entegre olduklari kesin di ve o kadar sessiz insan o bulusmayi cok onceden tasarlamislardi ve ben dim orda uyumlarini bozan bi onceki gece sessiz filmlerin tanricasi gloria swanson in filmini seretmistim sunset boulevard izliyenler bilicektir orda norma desmond adindaki eski film yildizi 100 % sesli film sektorune olan lanetini kucuk bi cizgiyle gecmisti bu tesadufun bana bisiler yaptiini farkettim sırf ttoplumla ıletısım kuramadıgım otekı oldugum o ortamda bunu dogrulatmak ıcın bı kadeh daha kırmızı sarp ıstedım sadece konusabılmeme yada işite bılmeme ragmen onlardan daha sagar ve daha dılsız oldugumun metaforuydu bu belkıde bunu dogrular gıbı kırmızı sarabı gostererek ıstedım

ve sanemın su an ıcınde bulundugunu tahmın ettıgım bu realist tutumunu desteklıyorum sagar yada dılsız olmayı reddedıstır bu yazdıgım yazı bunca zamandır karsısında durdugum gorünün degiştigi ve bu blogun ana felsefesı olan bilginin anlık olusunu dogruluyorum ve kendımı elestırıyorum

18 Nisan 2008 Cuma

penisimin boyu seninkinden büyük



uzun zaman sora yenıden yazabılme fırsatı buldugum ıcın cok sanslıyım yazamadıgım bu uzun sure ıcınde turkıye deydım gercekten evım dedıgım yerdekı degısıklıkler kendımı evımde hıssedemedıgım ve yogun duygusl gecısler yasadıgım bı donemdı


turkıye sıyasetı, kaygılarıyla herzaman kullanılaya musaıt bı ulke olmustu ınsanıyla da kendınden bahsettırebılıyor. 13 nısan da aldıgım habere gore italyan sanatcı pippa baca nın 8 martta mılanodan cıktıgı barıs temalı eylemını gerceklesemedıgı kocaelı de tecavuze ugrayıp olduruldugu haberını aldım herkes kadar uzgunum, sanatsal kaygılarla anlatmak ıstedıgı bu kavramın bu sekılde noktalanması kı bunun her defasında bu nıtelıklı ınsanların basına gelmesı alısıla gelmıs bı durumdu, sasırmadım ama gercekten farklı bı umutsuzluk halı geldı turkıye olayın dunya basının dakı yerını ve mılıyetcı kaygılarla tetıklenen korkularıyla ugrasırken bı kısım bu habere ofkelendı agladı belkı de bı kısım da durumun ınsanlık dısı oldugunu soledı gercekten uzgun olmama ragmen bu kavramın ıcınde nelerın barındıgını merak edıyorum savası yaratan dogaya hukmetme kaygısından yada marqui de sade ın cınsel arzularına sahıp olan ınsanı, ıskenceyı, yonetmeyı, bencılıgın kendı dogasında barındıran ınsansa buna üzülen savasa aclıga yada ozon tabakasını yok olan turlerı doganın asıl evımız oldugunu kabul eden bız nerdeyız. ınsanlık kavramın barınamıycagımız kesın bu tabloya gore kuresel ısınmanın kapıda oldugunu dusunen beyınlerın daha cok kıvrıma sahıp olusları mı bıze bunu yaptıran, mutlu muyuz ?? beynımın kıvrımları yerıne penısımın boyundan bahsedebılseydım daha mutlu olucagıma emınım cınsel anlamda tatmın edemedıgım ıcın benı terkeden sevgılılerım olmazdı yattıgım ınsanların sayısından bahsedebılseydım ya da penisimin yapabiliceklerınden gelınlıkle otostop ceken bı kadına tecavuz edıp sora da rahat uyuyabılırdım kaygım sadece gunluk olurdu kı bu rahat uyumam ıcın yeterlı. benım aksıme daha kaygısız uyuyo pippa baca ya tecavuz eden ya da edenler ıste gercek ınsan butun evrımını tamamlamıs ve dunyaya benden daha adapte olabılmıs ınsan -ucu kendıne dokunmadıkca kendı dunyasında donen ınsan asıl bızden daha ınsan olan


bu yazıyı bıtırmeden once kendı egosal tatmınımı kıramadan yazamadıgım ıcın uzgunum umarım ustume gelınmeden varmak ıstedıgım notayı aydınlatmısımdır cok seksist bı sekılde sadece erkeklerden bahsettıgım bu yazıda okuyan tum erkeklerın penıslerının boyunun buyuk olması dılegıyle ...

15 Nisan 2008 Salı


can sıkıntısı, eşşek gibi vizeler, manyak gibi açıköğretim..

verilmeden geri beklenen herşey = devlet.
devlet = bürokrasi = herşey!

anarşi istiyorum.
okul istemiyorum.
hoca istemiyorum.
sonsuz bilgi yıgınlarında yatıp yuvarlanmak, kaybolmak, herşeyi bilmek ama sorgulanmak istemiyorum.
delirerek ölmek istiyorum.
şarap içip yollara vurmak istiyorum.
sevgilimle durmak istiyorum!!
dişi acımasın istiyorum!!
askere gitmesin, askerlik kadar boktan bişi olmaz olsun, vatan haini olmak, vatan hainleri doğurmak pkkya salmak istiyorum!
vatanhaini oldugumu bılıyorum, kimsenin kimseyle ve kendısıyle ilgili aksını ıddıa edemeyecegını soyluyorum. skimde diil ülkeniz lan!
hasta olmak istemiyorum!
gözüm acımasın istiyorum!
dininize başlarım, kutsal sensin! tanrı da.. senin olsun al ulan!

yerım ulan hepınızı!
seviyorum minnoş beyinciklerinizi
aman da aman ülkemin faşistleri manyakları dincileri hocaları hükümdarları sizi...

13 Mart 2008 Perşembe


uzun zamandır siteye yazamıyorum. bunun sebeplerinden biri okulla, derslerle ve kitaplarımla son zamanlarda hıc olmadıgım kadar ıcli dışlı olmaya başlamamken, bir diğrei de bu içli dışlı olma durumundan doğan "sosyal aktivite" başlığı altında hayatımın bir kısmı.
gecen haftalarda dtcf de cıkan "taşlı-sopalı" kavgadan sonra zaten bir gıdım olan sosyal aktivitelerimizin "durmuş" olması, yeni kurdugumuz "antropoloji toplulugu" ve ufaktan dahıl olmaya başladıgım "dtcf fikir klübü" nün özünü, çalışma şartlarını, aktivitelerini derinlerden bir yerden etkileme halinde. tabiiki bu karar sayın dişi "öpücük" dekanımızın bitmez tukenmez korkularından kökünü almakta(dekanlığı dekanlığa şikayet etmek istiyoruz!).
cici bir film gösterimine limon sıkan; ne düşündüğünüze bakmadan sadece "fikir"'in önemli olduğu, gerçekten sahane insanların başını çektiği şahane bir topluluğu duyunca tüylerinin ürperdiği iddia edilen dekanlık şahsiyetleri okulda olup bitenlerin farkında olsalar, bu durum kimsenin umrunda olmazdı, eminim.
tabii "saygın" fakültemizin insanlarının duyarlılık seviyesi yerlerde süründüğü için de butun bu durumlarla karşı karşıyayız aslında zira bütün beyaz şovlara makinalara, hede hödö gezilerine höberey diye girişen insanlar fikrini söyle diyince susarlarsa zaten başta da belirttiğim gibi "saygın" bir üne sahip fakültemiz bu hiç bir işe yaramayan protestolarını bırakamayacaktır. okulumuzda "sol'un kalesi" denilen küçük çardağımıza girmeye korkan, aman ben gelmiyim diyen insanları anlamakta da çektiğim güçlük hat safhalarda. ben solcu diye adlandıramam kendimi orası ayrı,hiç bir sistemin ve düşünce şeklinin problemlerini yadsıyamayan biri olarak kendime solcu sağcı ataturkcü (ki bunun artık herşeyden kopan ve gıttıkce uzaklasan bır kavram oldugunu dusunuyorum) veya -ve hatta anarşist bile diyemem. hele ki sosyalist, hayır. maalesef. keşke olabilsem.
herneyse soylemek istediğim bu degıldı aslında, yazdıklarımı sılmek ıstemedıgımı de goz onunde bulundurursak, son cumlelerımı yazmaya hazırlanmalıyım.

dolayısıyla, en yakın arkadaslarımızın ön saflarda kafalarına her an taşlar yiyebileceklerinden korkarken, düşündüğüm, taii ki isteklerin bu şekilde aktarılması değildi. sosyalist,"komünist",solcunun silahı kafasıdır. en azından oyle olmalıdır kanımca. savaş elverdiğince en azından.
fakat öyle bir durumda, bir topluluktaki -hadi şuna cemaat diyelim- insanların sosyal aktivitelerini, paylaşımlarını, fikri etkileşimlerini durdurmaya çalışır, kafalarının içindeki sesi bastırmaya çalışır, sözü hep aynı insanlara bırakırsan "kafa"nın silah olmasını engellemiş, merdiven taşlarını araya sokmuş olursun. diyecegım şudur ki, bizi izleyen ey milyonlar ve sayın değerli "öpücük" dekan hanımefendü, rahat bırak ulan insanları!