9 Ağustos 2008 Cumartesi
istanbul da dogdugumdan bahsederken istanbumun baskent i olup olmadiini sordu turkiyenin tabiki bunu bilmesi beklenemesdi herkesden konusma benim turk oldugum ve geldigim ulke ekseninde donerken bos buunup asker sozcugunun bende biras kotrku uyandirdiindan bahsettim bunun ustune duygusal bi korunma icgudusuyle olucak ki ; bana belcikaaskeri barisi korumak icin sizse savasmak icin varsiniz dedi ve ekledi bi bar in girisinde ki buyuk iri korumanin kimseyi dovdugunu gormemisizdir ama onun buyuk olmasindan korkulur iste belcika askerinin de yaptigi bu dedi bana benim bu konusmanin ardindan gelen repligimse ne kadar milliyetci oldu bilemiyorum ama mumkun oldugunca haymatlos bi cevap vermeye calistim ve turkiyenin baskentinin bile neresi oldugunu bimiyerek nasi bu kadr emin bi yargiya varaabildiginizi anlamadim dedim sanirim biras korumaci oldu solediin de en asindan turkiye ciin solediginde darbe istiyen bi toplum da yasadigimisi bilerek dogruluk payi olabilirdi fakat "barisi korumak" cumlesinde ki celiski den de soz edince hali hazirda yedigimiz yemek ortami gergin bi hal aldi bu gunu atlattiktan sora hayatimdaki insanlarin yogun israrlariyla serettigim iron man filmi de bu olayin ustune sanki haftamin temasi birileri tarafindan belirlenmis gibi benimle konustu sanki film,seyretmiyenler icin biras anlatiyim silah ureten buyuk bi amerikan sirketi nin sahibi basrol oyuncusu nun pouler ve onu tanitan arka arkaya kurgulanmis goruntuleriyle baslar film tony stark baris yanlisi vatansever amerikali seklinde ardindan onun isi icin etrafinda bulunan ve ona hayran askerlerden biri onun reslini cekmek isterken baris isareti yapar ve bunu yaparken cok derin bi amerikan esprisiyle sunu der barisi severim ama olursa isimi kaybederim nitekim bu adam yaptigi yanlisi anlar sirketindeki silahlar yasa disi yollardan "terorist" lerin eline gecer ve bunu duzeltmek icin silah uretimini durdurur ve bunu n en ii arkadasi bunu aldii bu tepkiye aynen sole cevap veriri ne oldu sana humanist falan mi oldun yoksa filmde dikkatimiceken ayrintilar bunlar oldu butun bunlarin yaninda erafimda ki amerikalilara karsi da bi tepkim oldugunu farkettim onlari daha az onemsiyo hatta bi pislik mis gibi davraniyodum sanrim kulturel anlamda bi cok ulkeden tanidiim insanlarin ve onlarin kendi kulturlerine ait yemekleri yada yasayis bicimlerini ogrenme cabasindayken bu multikulturel toplulugun icinde amerikali olanlarin herzaman tarafimca ezildiginin bilincindeyim herkesin yemeklerini tanittigi gunlerde onlarin suratina suratina koksuzlermis gibi baktigimi ve bundan tatmin oldugum duyusunu biliyorum buyaptigim irkciligin sinema filmlerinden yada bana ogretilen amerika duslmanligindan oldugunu dusunuyorum ii amerikan filmlerinin de varlgiini unutup sadece hollywodun yaptiklarina odaklanip amerikayi bi butun olarak gormenin yanlisligi icindemiyim bilmiyorum ama asker ve amerika sozcukleri hatta amerikali sozcugude en az yargi bildiren cumlerler kadar urkutucu geliyo kaldi ki bana yapilan irkciliga karsi avazim ciktigi kadar bagarabiliyoken bu yaptigim irkciligin beni ne kadar soz sahibi yaptigida tartisilirEtiketler: bağımsız film, eşitlik, hollywood, hümanist, ırkçı, kültürel çatışma, sinema, türk sineması
22 Şubat 2008 Cuma

son zamanlarda sinemada, özellikle turk sınemasında cok cok sıkca gormeye basladıgımız minimalist akımın kaynagını bulmuş durumdayım. tabii ki bunu ılk bulan ben değilim de sadece kendı kendıme kesfettıgım ve onemlı elestirmenlerden de cesıtlı ınternet sıtelerınde bu fıkrımı onayladıgım ıcın sonsuz bir mesud-izm ile kaplı vıcık vıcık jöleli pasta gibiyim son zamanlarda. evet efendim, "postmodern aksiyon" seyircisinin nefretle ve böğürtüyle baslayıp, horultuyla sonunu getirdiği minimalist akımın türkiye'deki bazı elebasları, semih kaplanoğlu, nuri bilge ceylan, reha erdem.. tabii bir kac tane daha var aklımda olmayan.
bu fılmler o kadar doğal geliyor kı bana, izlerken kendımı de dahıl hıssedıyorum duruma. kahvaltı yapıyorlar mesela 5 dakka, yahu olacak sey mı yanı zaten fılm dedıgın 80-90 dakıka, diyor ınsanlar ama hayır, ben katılmıyorum sahsım adına, adamlar yemek yıyor ıste, bakısıyorlar, gulusuyorlar. onemlı olan "an". kelımeler, cumleler, insanlar degil, onemlı olan senın ne hıssettıgın dıyor sana. haklı oldugunu dusunuyorum.
shortbus'tan bır replık attırmak ısterım tam burada, "aptallar, film ne kadar sıkıcıysa, o kadar akıllıca oldugunu dusunuyorlar." gibi bişi. evet bunu dusunmemek lazım yanı fılozofumsu bır yonetmen var karsınızda ama benden akıllı degıl kı o adam da, yanı dusunduklerımız, hıssettıklerımız aynı.
tabı hollywood sınemasına dahıl olan aksıyonlardan şiddetle kanmamak da lazım, oyle kı bana dusunecek zaman ve malzeme verıyorlar, malzemelerı onlar kullanmamıs oluyorlar ve sızın elınızde saf, temız bır 170 derecede tamamen erıyen kokain mısalı bır konu verıyorlar. tabı bu konudan bır mıktar faydalanan yonetmenler de var. mesela severım ben macera hollywood zamazıngolarını. sean penn, al pacıno vs. şahane seyler bunlar, bir italyan işi olsun, efendıme soylıyım bi münih olsun, scarface olsun ki mafya furyasının "baba"sı odur kanımca; guzeldır bunlar. birayla fıstıkla da ayrı bi tadı olur mazallah. ama sizi kızgın kumlardan serın sulara atlar gıbı heyecanlar kaplıyor mu bunları ızlerken ya da o duygu cümbüşünü hissedebiliyor, konunun içine girebiliyor musunuz, yoksa tuketıp gecıyor musunuz?
rusya da özellikle andrei tarkovsky ve alexander sokurov un basını cektıgı bu, tek planlı uzun uzun ve uzun sekanslardan olusan, bittikten sonra içinizde sorgulamalar baslatan, kafanızın ıcınde sahane fotograflar bırakan bu "estetik" ten bir kaç ornek tavsıye etmek ısterım haddımi bilemeyerek ve heycanla yorumlarınızı beklerım...
- andrei tarkovsky - kurban (the sacrifice)
- andrei zvyagintsev - dönüş (the return)
- semih kaplanoğlu - yumurta
- nuri bilge ceylan - kasaba, uzak
12 Şubat 2008 Salı
Etiketler: bağımsız film, hollywood, sinema, tuzak, türk sineması


